/ Yozgat

Yozgat, Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan bir ildir. Çekerek, Aydıncık ve Kadışehri ilçeleri ise Karadeniz Bölgesi’nde kalır.

Yozgat İli Nüfusu: 421.041’dir. Bu nüfusun %74,31’i şehirlerde yaşamaktadır (2016 sonu). İlin yüzölçümü 13.690 km2‘dir İlde km2‘ye 31 kişi düşmektedir. (Bu sayı merkez ilçede 50’dir.) İlde yıllık nüfus artış oranı %0,38 olmuştur.

2016 yılında TÜİK verilerine göre merkez ilçeyle beraber 14 İlçe, 36 belediye, bu belediyelerde 219 mahalle ve ayrıca 572 köy vardır.

İl merkezinin denizden yüksekliği, 1317 m.’dir

 

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Yozgat_(il)

 

 

 

 

 

YAŞAR KEMALBU-DİYAR BAŞTAN BAŞA 

Bozkır ıssız. Uzaktan bir göl göründü. Bozkıra elişi kâğıdı gibi yapış tırılmış. Yanında Malya Devlet Çiftliği var. Uzun bir yol gidiyor. Toprak damlı köyler geçtik. Nakışlı önlüklü kadınlar evlerin önündeydiler. Otobüsün üstü rüzgârlı. Toz duman da yok. Yani şu düşmek, parçalanmak tehlikesi de olmasa otobüsün üstü bir âlem. Türküler gırla gidiyor. Bizim toprağını satan köylü var ya, o da eli kulağa attı. Bir hoş sesi var ki.. Bir de yanık söylüyordu. Yüzü, hani delikanlı konuşurken hep yere eğilmişti. Kederliydi. Yüz o yüz değil şimdi. Açıldı, gülümsedi, hep gülümseyen bir yüz. Işıklı. Deminki keder nerede, buyuz nerede? Bu yüze, bu güleç yüze hiç keder uğramamış dersin. 

Çiçekdağı’nı geçtik. Şirince bir kasaba. Sonra bir köyde durduk. Hani sığırcıklar vardır ya... ak benekli, yeşile çalan karanlıkta bir kuş. Tarlalarda olur her zaman. Sürülürken tarlalar güren güren iner kalkar sığırcıklar. Yuvaları tarlalardadır. Köye inemezler, işte ben bu durduğumuz köyün damlarında sığırcık gördüm. Yüzlercesi inip, yüzlercesi kalkıyordu. Yuvaları saçakların altı. 

Yerköy’e geldik. Orada araba değiştirmek lâzım geldi. Yerköy’le Yozgat arası otobüs buldum. Bu sefer içine bindim. Yol iyi yol, Yozgat’a geldik. Yozgat yeşillik. Bir koyağın içinde. Girerken şehre, sağ yanda, yamaçta koyu bir yeşillik çarpıyor göze. 

Yozgat’ta Cumhuriyet’in muhabirini buldum. Genç, kültürlü bir arka daş. Yozgat’ını da seviyor. Adı Abbas Sayar. Yakında bu isim altında çok güzel hikâyeler okuyacağız, tek işim Abbas’a sağ yandaki koyu yeşilliği sormak oldu. 

“Orman,” dedi. “Yozgatlılar ona gözleri gibi bakar, istersen gidip dolaşalım.”

Bir araba bulduk. Yozgat’ta epeyce fayton var. Bütün Orta Anadolu şehirlerinde o güzelim faytonlar hâlâ rağbette. Yola düştük. On beş dakika sonra ormandayız. Püfür püfür bir yel esiyor. 

Abbas diyor ki:

“Gezdin bilirsin. Şu bozkırda Yozgat gibi havası güzel bir şehir gördün mü? Yoktur. Olamaz da, Yozgat’ın cennetliği bundan... Bu orman olmasa Yozgat’ın, bu çukurunda oturulmazdı. Eskiler söylerler, şu Yozgat’ın dört bir yanı ağaçmış... Kese kese bu kadarcık bırakmışlar... Bir zaman gelmiş ki Yozgatlının aklı başına gelmiş. Şimdi bu ormanın bir dalına, yere düşmüş bir yaprağına bile kimse dokunamaz.”

Keşke Yozgat’ın dört bir yanındaki ormanı da kesmeseymişler. Bozkırın ıssızlığından, yalnızlığından, kurağından çıkınca, bir bahçe, büyük bir bahçeye girmiş gibi olurduk. Bozkırın bahçesi... Ne güzel olurdu. Gene güzel ama, az. Orman İşletmesi bu küçücük ormanın etrafını ormanlamağa karar vermiş. N’olur bir an önce başlasalar bu işe. Bunu Abbas’a söyledim. Uğraştıklarını bildirdi. 

(...)

Ormandan akşama doğru Yozgat’a indik. Yozgat’ın en görülmeğe değer yapısı muhakkak ki Çapanoğlu Camii... Yeni bir cami ama, çok güzel, Derebeylerden Çapanoğlu yaptırmışmış... Yakınlardaki eski harabelerin taşlarından yapılmış...”