/ Sivas

Sivas, İç Anadolu’nun en eski ve önemli kentlerinden biridir. İç Anadolu Bölgesi, Doğu Karadeniz Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesinde ilçeleri ve kültür zenginliği, iklim farklılığı bulunan ve sahip olduğu değerleri ile önemli bir coğrafi konuma sahiptir. Kuzeyinde Ordu, kuzeybatısında Tokat doğusunda Erzincan, kuzeydoğusunda Giresun, batısında Yozgat, güneybatısında Kayseri, güneyinde Malatya ve Kahramanmaraş ile çevrilidir.

 

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Sivas_(il)

 

 

 

 

 

EVLIYA ÇELEBI - SEYAHATNAME

 (…)

Sivas Kalesi yapılarının şekilleri: Evvelâ Sivas şehrinin ku zey tarafı ensesindeki dağlara Sıpnişan Dağı ve Tuzasar (Tuzhisar) Dağı derler. O yüksek dağların eteğine kurulmuş büyük bir şehirdir. Bütün evlerinin yüzleri kıbleye doğru, Sivas Sahrası’na Eğriköprü tarafına bakmaktadır. Aşağı, Timur harap ettiği kale düzde yapılmış olup fırdolayı büyüklüğü 10.500 adımdır. (…) 

Gerçi haraptır, ama gayet sağlam ve dayanıklı rıhtım dolma, horasanı tuğla ve taş yapı büyük bir kaledir. Yer yer burç ve be denleri vardır, ama nice yerleri haraptır. Yine az şey ile tamir olunması mümkündür.

Bu aşağı harap hisarın fırdolayı çevresinde toplam beş adet kapı vardır. Evvelâ doğu tarafa Kayseri Kapısı, yine doğu taraf Pelaş Kapısı, yine doğuya Tokmak Kapısı, kuzey tarafa Cancun Kapısı ve yıldız tarafına Pulur Kapısı. Gerçi bu kale kapıya muhtaç değildir, nice yerlerinden arabalar girer.

Bu aşağı varoş kale içinde toplam 4.600 bağsız ve bahçesiz abıhayat sulu ve toprak ile örtülü bakımlı haneler vardır. (…) 

 

 

 

 

MUSTAFA BALEL - MISIR IÇIN NIL NEYSE, FABRIKA SIVAS IÇIN ÖYLEYDI 

Gürünlülerin ceviz, Zilelilerin pekmez ve pestil, şim dilerde kentin mahallelerine dönüşen Kaldı ve Şimküreklilerin eşek sırtlarında madımak, kil, höllük sattıkları, genç kızlar başta olmak üzere mahalle sakinlerinin askerliğini Sivas’ta yapan Fikret Hakan’ı ya da Çirkin Kral Yılmaz Gü ney’i -onu daha çok delikanlılar merak ederdigörebil mek umuduyla sokaklara üşüştükleri, çatılardan saçak sa çak buzların sarktığı günlerde, babalarımızın işlerine evden eve açılan kardan tüneller yardımıyla ulaşabildikleri bir ma halleydi Kaleardı. 

Konservenin, derin dondurucunun, seracılığın bilinme diği o dönemlerde, kışın yaklaşması yaz boyu süregelen hazırlıklara bir ivme kazandırırdı. Odun kömür alınır, kavur malar yapılır, turşular kurulur, duvarlara gerilen iplerde pat lıcan biber kurutulurdu. Bulguru, eriştesi, teneke teneke tuzlu yağları da unutulmazdı tabii. Kışın yegâne sebzesi lahanaya eşlik etmesi için bol bol patates, havuç, turp, şal gam depolanır, bunların bir kısmı bahçelerde kazılan de rin çukurlara gömülerek tazeliğini koruması sağlanırdı. Ta van aralarında sandık sandık üzümler çıkarılır, üvez hevenkleri asılırdı. 

Burnumuzun dibindeki Şeyhçoban Tekkesi’ni, yanı ba şındaki anıtsal çeşmeyi ya da birkaç adım ötede yükselen ve başlıbaşına bir sonsuzluk anıtı olan Gökmedrese’yi he saba katmasak bile, dört bir yana saçılmış cennet bahçe leri içinde güm güm gümleyen görkemli konaklar, Kaleardı’nın, kentin seçkin mahallelerinden biriyken İkinci Dün ya Savaşı’nı izleyen yıllarda Devlet Demiryolları Fabrikası’nda çalışan işçilerin oturdukları mahallelerden birine dönüşüverdiğinin en canlı kanıtlarıydı. (…)

Nasıl ki Nil, Mısır için bir hayat kaynağıysa, bu fabrika da Sivas için aynı şeydi. Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıymış, işleri ters giden Sivaslı’nın da so nunda sığınacağı ekmek kapısı işte bu fabrikaydı. Taşındığımız bu mahalle, yaklaşık on bin işçinin ça lıştığı söz konusu fabrika ile çarşı arasında bir tampon böl ge oluşturmaktaydı. (…) Gelgelelim halkı, çarşıdan çok fabri kayla içli dışlıydı. Onunla bütünleşmişti adeta. Fabrikanın saat kulesi onun saati, fabrikanın elektriği onun elektriğiydi. Aralıkları insanda düşecekmiş izlenimi bırakan basamak larından korkuyla tırmandığımız fabrika sineması onun sinemasıydı. İşçi ailelerinin kartla girebildikleri bu sinema ya konuk götürmek de mümkündü. (…)