/ Sinop

Sinop, Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nin orta kesiminde bulunan Sinop ili’nin merkezi olan şehirdir. Karadeniz kıyısında, Boztepe Burnu’nun karayla birleşme noktasında yer alır. Sinop Kalesi, tarihi ve turizm açısından kentin en ilginç yeridir. Şehrin merkez nüfusu yaklaşık 49.400’dür.

 

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Sinop_(il)

 

 

 

 

 

GÜVEN TURAN - HEP BIR LIMANDIR SINOP

Sinop benim doğduğum yer değil, nüfus kütüğümün bulunduğu “il”. Gerze doğumluyum ben (…)İstanbul, Samsun arasın da duraklanılan bir yerdi sanki Gerze. Coğrafya hiç gözar dı edilmemesi gereken bir öğedir bir yazarın künyesinde. Benim coğrafyamsa şehir değil, bir deniz kıyısıdır. Kara deniz kıyısı... Belki, İnce Burun’dan Çaltı Burnu’na kadar olan yöre diye belirlemeliyim. Sinop - Samsun arası... İşte ben, bu coğrafyanın insanıyım. Daha belirleyici bir tanım la “Fırtınalar ve Dingin Günler” insanı... İstanbul’a hep ilkyaz başıyla giderdik ve güz başıyla dönerdik. Giderken genellikle önce Samsun’a gidilirdi. Ora da tütünler toplanır, gemiye yüklenirdi. Gerze’den Sam sun’a da gemiyle geçilirdi. (1940’ların sonlarıydı... 1949 öncesi...) 

Deniz hep dalgalı olurdu Samsun’da. Mavnalar inerçıkardı. Motorlar inerçıkardı. Hep zorlukla binerdik gemiye ve annemi daha iskelede, motora binmeden, deniz tutardı.. (....) Uyandığımda, kimse olmazdı kamarada... Güvertenin yolunu bilirdim. Büyük aynalı merdivenin sağını izlemek gerekirdi. Sinop sessiz, durgun çıkardı karşıma. Kalın taş bir duvar, yeşil bir park, bahçe içinde evlerle bir bozlak bu run. Gök kapalı olurdu ve uğul uğul bir rüzgâr sesi duyu lurdu. Deniz kıpırdamazdı. Sadece bir-iki kişi iner, bir-iki kişi binerdi. Samsun’daki gibi vinçler pek çalışmazdı. Ne den uğrardı gemi Sinop’a, akıl erdiremezdim. Şimdi düşü nüyorum da, Karadeniz’de bir dinginliği yaşamak için mi diye soruyorum kendi kendime... (…)Bir seferinde, fırtınayı ışıklara, seslere boğan, bildik vapur kokularına yepyeni bir koku ekleyen -kan ve tüy- bir bıldırcın sağanağı hatırlıyorum, Sinop yakınlarında. Çünkü Sinop ve 
Gerze demek, biraz da bıldırcın göçü demekti güz olduğunda. (…)

Taa 1982 yılına kadar da Sinop’ta olmadım... O yıl, bir pasaport işi için Sinop’a gittim ve bir gece de kaldım. Limanın tam yanındaki bir otelde... Odam, balıkçı barınağını görüyordu. Sabah, balıkçıların motor sesleriyle uyanmış, otelde kah valtımı etmiş, on beş dakika içinde kenti dolanmış ve pa saportumun alınacağı saate kadar, burnun kuzeye bakan yanında denizin kayaları döğüşünü izlemiştim. Arkadaki li manın dinginliğine bakmamıştım bile.

(…) 

Şimdi bunları yazarken, bir yandan da Sinop’un edebi yatımıza hemen hemen hiç girmemiş olduğunu fark edi yorum. Bir sürü yazar, aydın gelmiş geçmiş Sinop’tan ama sonra durup tek bir söz etmemiş! Belki burayı anmak iste memiş... Ben Sinop’un, insanı garip bir şekilde etkileyen, Karadeniz’in koyu yeşiliyle sarmaşan dağının, yazısının ye şiline karşın, gri izlenimi uyandırışını belki de aralarım bir ucundan. Gene de ben, Sinop’tan çıkıp, Gerze’ye de uğra madan, bu kıyıyı, İnceburun’dan Çaltı’ya kadar döne dolaşa katacağım şiirlerime... Ve her zaman, doğum yerimi yaz mam gerektiğinde “Gerze Sinop’ta doğdu..” diye ya zacağım.