/ Siirt

 

Siirt, Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının kesiştikleri alanda kurulmuştur. Bu yüzden kuzeyinde ve güneyinde ortaya çıkan uygarlıklar, yörenin kültürel gelişmesinde etkili olmuştur. Bölgenin dağlık oluşu ve ulaşım imkanlarının yetersizliği, gelişmiş kentlerin kültür merkezlerinin ortaya çıkmasını engellemiştir.

Yakın zamana kadar Siirt tarihinin İ.Ö. IV.Yy. öncesi dönemleri bilinmemekteydi. 1963 yılında Halet ÇAMLIBEL ve R.J.BRAIDWOOD başkanlığında kurulan Güneydoğu Anadolu Tarih Öncesi Araştırmaları Karma Projesi kapsamında, Siirt İli’nde yapılan yüzey araştırmalarında Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Helenistik, Roma, Bizans–İslam ve Yakınçağ’ı kapsayan dönemlere ait buluntular ortaya çıkarılmıştır. Günümüzdeki kültürel yapı Türk – İslam Kültürü’nün etkisiyle biçimlenmiştir.

 

KAYNAK: https://siirt.ktb.gov.tr

 

 

 

HILMI YAVUZ-DOĞUDAN BIR KENT 

siirt, ağaçsız gömütlük

çocukluğu doğal kireç

bir kent, orda her kuyu

bir ermiş kadar su bilir

hüzne kil, öfkeye kum

bir kent, orda duyguyu

doldurur boydan boya zakkum
 

siirt, rüzgârlı saralı

gençliği yolgeçen hanı

bir kent, korkunun pirinci

gibi ayıklar zamanı

dilencisi, kör nergis

bir kent, ölü bir balı

gömer arıya, peteksiz

 

siirt, üzümü ayna

yaşlılığı beton lâleden

bir kent, orda güz bile

kurur acıyla birlikte

çürür gurbetler yüklükte

ve ölüm, bir büyük aile

gibi dağılır konaklarından

 

 

 

CEYHUN ATUF KANSU - LOKANTA 

(…) Eruh’ta şeyhlerin aşiret çadırlarına düşen ay. Ve de başka çadırlara, koyunun çadırlarına. O korkunç sessizlikte. Ay ışığının çıtırtısı duyulur. Bir zaman böceği gibi, kıl çadırların dokumasını kemirir: Çıtır, çıtır, çıtır. Kadınlar yarı çıplak yatarlar ve çocuklar bir ara uyanıp çadırların aralığından seni görürler: Kocaman yüzlü sarhoş ay. Korkarlar senden. Dönerler ve hemen uyurlar. (…)
 

 

 

 

 

BEHZAT AY - SÜRGÜN 

(…)Karanlığı yararak ilerleyen ekspres, Batman’ın ışıklarına saplanınca, Aydın’la Ayçan, Siirt’e geldiklerini sanarak ayaklandılar. Sonra aldandıklarını anlayınca sabırsızlıkları arttı. (…) 

Siirt’in sessizliği, her çay evinin önün de alçak taburelere oturmuş, habire yüksek sesle Arapça konuşan yığın yığın işsiz insan da olmasa bir mezarlık sessizliğini andırıyor du. Fabrika ve makine gürültülerinden yok sun küçük bir kentti. Trahom hastalığından körlerin sayısı çoktu. Özellikle yaşlılar ara sında... Kadınların çoğu kara çarşaflıydı. İlçelerden, köylerden gelen erkekler, şalşapik denilen el dokuması kumaşlardan, bol paçalı özel giysiler giyiyorlardı. Köylüler, kentin manavlarına, yok pahasına sebze, meyve taşıyıp duruyorlardı. Avukat yazıha nelerinin önlerinin kalabalıklığı, Basri Altınay’ın ilgisini hemen ilk günlerden çek mişti. (…) 

Akşamdan hazırlığını yapan Basri Al tmay, sabahın beşinde, Milli Eğitim Müdürlüğü’nün sıra yüklü kamyonuyla yola çıktı. On-on beş dakika sonra Botan Çayı göründü. İki dağın arasında akıp gidiyordu, Dicle’ye doğru. Kamyonun gitmekte olduğu yol Botan Çayı’nın sağındaki dağın eteğindeydi. Çayın hemen iki yanında yükselen karşılıklı dik dağlar, sessiz sessiz akıp giden Botan ve pek iyi olmayan yol, sabahın uyuşukluğunu birden gideriyordu.

Botan Çayı’nı Billoris köprüsü üstün den geçtikten sonra, kamyon sola ayrılan tozlu yola saptı. Bir toz bulutu içine girmiş lerdi.

(…) 

Şirvan da Siirt’in öteki ilçeleri gibiydi. Köyden ayrılan yanı, beş-altı memur konutunun bulunmasıydı. Hükümet konağı yıkıl mak üzere, köhne bir yapıydı. Yıkıldı yıkıla cak korkusu ile memurlar bu yapıyı boşalt mışlar, ilçe içinde şurada burada tuttukları odalara taşınmışlardı.