/ Rize

Rize, Türkiye'nin kuzeydoğusunda yer alan ve Karadeniz'e sahili olan bir ildir. Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Rize'nin, batısında Trabzon, doğusunda Artvin, güneybatısında Bayburt, güneyinde Erzurum illeri bulunur.

İl, Laz, Hemşin, Türk ve Gürcü topluluklarına ev sahipliği yapar. Türkiye'nin en çok yağış alan ilidir. En önemli ürünü çaydır. Rize'de yaz mevsimi ılık geçer. Sonbahar ve kış mevsimleri ise yağışlı geçer. Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alan Rize, bölgenin en baskın karakteristik özelliklerini gösterir. Anadolu'nun diğer bölgelerinden coğrafi yapısıyla olduğu gibi kültürel yapısı ile de ayrılır. Dik yamaçlı vadileri, dağları, buzul gölleri, zümrüt yeşili yaylaları, kemer köprüleri, kaleleri ve coşkun akan dereleri ile bir turizm beldesidir.

 

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Rize_(il)

 

 

 

 

Rize’nin Köylerinden...
                                 Zeyyat Selimoğlu

-  1950 Yunus Nadi mükâfatı birinciliğini  kazanmıştır

Tanır mısın kardeşim. Rize’nin köylerini tanır mısın? Rize deniz demek, orman demek, «kurut» demek, «minzi» demek. Bu lügat başka lügattir, memleketimin lügatidir bu.. Bu lügati açan bilmez, gezen bilir. Rize bacaklarını hamsili sahillerine sokup sırtını yeşilim fındık ormanlarına yaslamıştır. Öyle durur oldum olası.. Gel seninle Rizeli olalım bugün.. Bak aynaya.. Ne gördün? Tepeden tırnağa kemik içinde, her yaşta delikanlısın.. Alisin, Memişsin, Hızırsın.. Sağlam, çevik bacakların avurtları çökük yüzün, sivri, uzun bir burnun var. Bundan böyle susmak yoktur kitabında.. Yalan yanlış, durmadan konuş.. Üç gün aç kalmış bir insanın ekmeğe sarılması gibi Rizeli sarılır: lâfa.. Biz artık Rizeliyiz, duramayız oturduğumuz yerde.. Köyümüz   yukarıda, en aşağı bir saat ister denize.. İster ister, «yuzceç edelum» bugün. Karadenize güneş vurdu mu uşaklar denizi içmek ister, yemek ister... Onlar denizi yer, «karayelden aidimi hava» deniz onları indirir gövdeye... Rizeli gözünü denizde açar, denizde kapar, Bir garip kaderdir bu: Böyle gelmiş böyle gider.           

Sabah sabah inmişiz «yali» ya; elimizde dinamit ve kibrit, atıldık sulara.. «O binam» kolunu yukarıda tut; ıslanmasın kibritler, dinamitler.. Karşı kayaları gördün mü, provamızdaki kayaları? «Viya boyle..» Sinirli, kuvvetli ellerinle yapış kayalara, çek kendini yukarı. Çıktık.. Açık renk gözlerin «çesçindur», deler geçerler Karadeniz!, dibe kadar inerler. Gözlerini dipte unutma kardeşim, aman dipte unutma gözlerini.. Ne gördük? Rizeli denizde ne görürse onu: Balıklar. «Ha buriya bir suri» kibriti yak, ateşle dinamiti.. Çabuk, fitil tükenmeden... Karadeniz midir bu sallanan,, deniz göğe mi çıktı? Rizeli dinamitle dağları, kayaları atmaz. Rizeli denizi atar dinamitle. Deniz yağmur oldu, yine denize indi.. «Oyy baluklar,.» sersemlediniz, bir baygınlık çöktü üzerinize.. Koyuverin kendinizi, çıkın suyun üstüne.. Yüzmeği uşaklara bırakın balıklar, onlardan öğrenin yüzmeyi... Bir, iki, beş, on, yirmi. Dinamitle bayılan balık elle tutulur. Hem yüzersin, hem toplarsın; portakal ağacından portakal koparır gibi... Öğleye balık yiyeceğiz, mısır ekmeği, muhlama yiyeceğiz. Ve üzerine buz gibi ayranı diktik mi.. Balıkla yoğurt? Rizeli balıkla yoğurdu beraber yer de «yabani taş» gibi sapasağlam kalmasını bilir. Rize’nin içerileri. Az düzlük, çok bayır.. Güneşin altında aydınlık mısırlıklar, nefti gölgeli fındık ormanları. Bir fındık ağacının altına uzandık. Başımızın üstü yaprak, başımızın altı el boyu çimen.. Havayı kokluyoruz. -Nedir bu? Bir ıslaklık bir türbe serinliği var havada.. Rutubetli yerdir bu Rize.. 

Orman yağmura sevdalıdır, yağmur ormana tutkun. Dudak dudağa geldiler mi bir kere, günler suya doyamaz. Karalar deniz suyunu sevmez. Ona gökler taşımalı suyunu.. Ve bereket şakır şakır döküldükçe toprağa ağaçlarımız böyle dakkada bir boy atar, bulutlarla konuşur.

Adım başında su, adım başında kaynak. Sağda ağaç, solda fidan, armut, elma, portakal, mandalina, «karamiş».. Şu kokulu üzümü başka yerde bulamazsın. Ne çavuştur, ne yapıncak.. 

Burayı da geçelim.  «Deremenler...»    Rizenin kalbi    değirmenlerinde   çarpıyor   kardeşim..    Hani kanatları deme.. Suyun rüzgârdan bol olduğu yerde kanatları ne yapalım?    Bizim    «deremenlerin» çarkını buz gibi sular döndürür; ve   «kari» larımız çıplak ayaklar ile sivri taşlara basarak değirmene mısır öğütmeğe giderler. Rizeli kadın hakkını helâl etmedikçe Rizeli erkek denize açılmasın.   Karada yalnız kadındır çalışan... Sabah erkeğinin ayaklarını yıkamakla işe başlayıp, «kebre»    çuvalından mısır çuvalına kadar, her yükü taşıyan onun sırtı.. Erkek denizle boğuşurken kadın toprakla didişir Rizede.. Çocuklara kim mi bakar? Dağlar bakar, taşlar bakar...  Çocuk kendi kendini büyütür, kendine dadılık eder.  (...)

(Kavganın Sonu ve Başı)