/ Niğde

Niğde, Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nin güneydoğusunda ve Kapadokya bölgesinde yer alan merkezi Niğde kenti olan idari birimdir. Rakımı 1.229 m olan Niğde ilinin 2016 nüfusu 346.114’tür. Aksaray, Nevşehir, Kayseri ve Konya illerine komşu olan Niğde, güneyde Bolkar Dağları ile Mersin ilinden, güneydoğu ve doğudan Aladağlar’ın oluşturduğu doğal sınırlar ile de Adana ilinden ayrılır. Çamardı ve Ulukışla ilçeleri Akdeniz bölgesinde kalmaktadır.

Termal kaynakları, ören yerleri, zengin tarihi dokusu, doğal güzellikleri, dağ ve kış turizm olanakları kenti turizm merkezi yapan önemli unsurlardır.

Halkın esas geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Elma ağacı sayısında Niğde ili ülke sıralamasında ilk sırada yer alır. Ülke genelinde patates üretiminin ise % 25’lik bölümü bu ilde üretilir. Ancak Niğde Merkez Organize Sanayi, Bor Deri Organize Sanayi, halı fabrikası ve diğer küçük sanayi kolları Niğde halkı için önemli istihdam alanlarıdır. Geleneksel el sanatları bakımından Niğde önemli bir ildir. Niğde ilinde üretilen halılar dünyanın birçok ülkesinde müşteri bulmaktadır.

 

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Niğde_(il)

 

 

 

 

 

EMIN SELAMOĞLU-KASABANIN SIRRI; FERTEK

(…)Bugün size Niğde’nin hemen bitişiğinde Melendiz Dağları’nın yamacına sırtını vermiş kasaba olan Fertek’den bahsedeceğim. Bir yeri anlamak nasıl bir şeydir. Gidersiniz görürsünüz resimlerini çeker dönüp geri gelirsiniz. Ama orası size el vermez içini göstermez. Zordur hele Fertek gibi geçmişin ihtişamlı günlerini de görmüş ama göçlerle vb sarsılmış yerleşmeleri anlamak.

(…) 

Çok güçlü ve antik çağdan bu yana bilinen su kaynağının etrafına çevreleyen Fertek (antik ismi Fertekion) Melendiz Dağı’nın kuzeye kapalı bir yamacında kurulmuştur. 19 yy sonuna doğru nahiye merkezi olmuştur. 19 yy kasabanın en parlak dönemidir. Halkı Müslüman ve Ortodoks Hıristiyanlardan oluşur. Konya Metropoliti Fertek’le Hançerli (Dermuson) arasındaki makamında oturur. 19 yy’ın son yarısında kasabanın zenginliğine paralel çok sayıda görkemli evler yapılır. Nerden geliyor bu zenginlik: Kasabayı çevreleyen bağlardan başta rakı olmak üzere şarap ve hatta konyak üretiminin dışarıya özellikle İstanbul gibi 
büyük şehirlere pazarlanması ve çok sayıda Ferteklinin İstanbul’a yerleşmesidir. (…)

Bağlar arasındaki gizli patikalardan yürüyün. Yeraltı şehrini ziyaret edin. Ortodokslar için kutsal su (ayazma) olan Mandilmos’u görün. Kasabanın içinde yer alan 16. yy yapısı camiyi ve iki kiliseyi ve hamamı da unutmamak lazım. Hamamın ve kiliselerin Karamanlıca (Yunan alfabesiyle yazılmış Türkçe) yazılmış kitabelerini okumaya çalışın. 

 

 

 

MUZAFFER BUYRUKÇU-YEŞIL KURBAĞALAR ÖTER 

Niğde istasyonunda indim trenden. Ufacık bir yerdi, bizim Langa kadardı... Tenhaydı, sessizdi ama gizemliydi, binbir masalın ürediği Kapadokya Bölgesinin bir uzantısıydı. İlkin hüzünlendim ama hemen toparlandım ve eşşiz bir hazineyi gömüden çıkaranlar örneği masallarla, mitolojik destanlarla kaynaşarak ‘şuradaki’ Fertek’e doğru yürümeye koyuldum. Her adımda şaşırıyordum; ne ağaç vardı, ne bir tutam yeşillik; dağları, tepeleri, bomboş toprakları efsaneleştiren bitki örtüsü, sanki bin yıl önce sökülmüş İsrail gibi bir yere götürülmüştü. Oysa ben Niğde ve çevresini İzmit ve çevresi, Bolu ve çevresi gibi hayal ediyordum ama hayal kırıklığına uğramıştım. Yüreğim sızlıyordu. 

Amaaa Fertek’e yaklaşırken sızlama kayboldu, umutsuzluğum, karamsarlığım kayboldu, sevinçten sevince sıçradım, heyecandan kalbim duracak gibi oldu. Çünkü karşımda, bağlarıyla, bahçeleriyle, tarlalarıyla yeşili, yeşilin tonlarını üretmiş ve ürettikleriyle kuşatılmış bir köy vardı. Çölün bir noktasında ansızın varolan bir vaha gibiydi. Bahçeleri sulayan bir gölcük, gölcüğün bitişiğindeki eski çeşme, aklımı durdurdu. Ben artık bir hayrandım, bir şaşkındım. Göle bakan iki katlı bir evin alnacına “Burası Prof Dr. Hüseyin Avni Göktürk’ün evidir” yazısı yazılmıştı. (…) Yollar asfaltlanmıştı. İki cami, otuz dört tane kasap dükkânı vardı, sokaklar pişmiş ve çiğ et, şarap, rakı, pekmez kokularının egemenliği altındaydı. Taştan yapılan evlerinin çoğu iki katlıydı ve bahçeliydi, elektrikle donanmıştı; bakımlı, temiz, içlere ferahlık veren bir beldeydi. Kütüphanesi, hamamı ve lunaparkıyla tam teşekküllü bir kentin özgün bir örneğiydi. (…) Okuyup yazanlara gösterdikleri saygıyı ve okuma tutkularını beğendim (Okuma yüzdesi en yüksek olan köy Fertek’ti). Genelde Niğde’nin, özelde Fertek’in bürokrasiye eleman ve hukukçu yetiştiren önemli bir kaynak olduğunu öğrendim. Göğsüm kabardı. Kıvandım. Niğde toprağında biten ve ünlenen Ebubekir Hazım Tepeyran’ı, Mahmut Makal’ı, Fikret Otyam’ı, Şahap Sıtkı’yı, Nahit Eruz’u ve Zühtü Bayar’ı sıraladım.

(…) Geceleri yakılan ateşlerin çevresinde çağdaş bir masalın gövdesine girerken anlatılan acıklı, hüzünlü, kahramanlık yüklü masalları, Battalgazi’nin gâvurları imana getirme öykülerini; kırık aşkların, iz ve yara açan kavgaların, yarım kalan atılımların, girişimlerin serüvenlerini dinledim. Tasarılarını, ereklerini, huzur ve mutluluk arayışlarını, inatçılıklarını, yılmazlıklarını, iradelerine duydukları güveni sevdim. “Çayırda gördüm seni, ellere vermem seni, kendime aldım seni” türküsünü onlarla birlikte söyledim. 

Ve nüfus cüzdanımdaki kupkuru, kâğıttan Niğde sözcüğünü etlendirdim, canlandırdım, gerçek bir Niğdeli kimliğine büründüm, Muzaffer Buyrukçu olarak göründüm ve Fertek’in bir temsilcisi sıfatını hak etmek için çabaladım, öyle geriye döndüm.