/ Kentlerle Özleşen Şairler ve Yazarlar

İstanbul – Yahya Kemal 
1884’te Üsküp’te dünyaya gelen Yahya Kemal, 1897 yılında ailesiyle birlikte Selanik’e yerleşmiştir. Orta öğrenimine devam etmek üzere 1902 yılında İstanbul’a gönderilmiştir. Okuduğu Fransız romanlarının etkisi ve Jön Türklere duyduğu ilginin etkisiyle 1903 yılında II. Abdülhamit baskısı altındaki İstanbul’dan kaçarak Paris’e gitmiştir. Hiç dil bilmeden gittiği bu kentte, hızlı bir şekilde Fransızca öğrenmiştir. 1904 yılında Sorbonne Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi okumuştur. Yahya Kemal, 1913 yılında İstanbul’a dönmüştür. Darüşşafaka Lisesi’nde tarih ve edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Bu yıllarda Üsküp ve Rumeli’nin Osmanlı Devleti’nin elinden çıkması, onu derinden üzmüştür. 1922 yılında başlayan Lozan görüşmelerinde Türk heyetinin danışmanlığını yapmıştır. Cumhuriyet’in kurulmasından sonra aralıklarla milletvekilliği ve yurtdışında diplomatlık görevlerinde bulunan Yahya Kemal 1958’de ölmüştür ( Necatigil, 2016:93). 

 

Yahya Kemal Beyatlı’nın yaşamı boyunca iki aşkı olduğu söylenir, bunlardan biri Nâzım Hikmet’in annesi Celile Hanım, diğeri ise şiirlerinde hep anlattığı İstanbul’dur. Yahya Kemal, İstanbul’u o kadar çok severdi ki milletvekilliği yaptığı dönemlerde Ankara’da kaldığında hep bu özlemini dile getirmiştir. Bir Ankara dönüşü kendisine sorulan; “Üstat, Ankara’nın en çok neyini seviyorsunuz?” sorusuna, “İstanbul’a dönüşünü seviyorum” diyerek İstanbul sevdasını bir kez daha dile getirmiştir. (Aksoy, 25.04.2014). Narlı da (2007:162) Yahya Kemal’i İstanbul’u semt semt, her yapısını şiirlerinde işleyen kişi olarak ifade etmektedir. 

 

İstanbul ile en çok özdeşleşen şairin Yahya Kemal olduğundan şüphe yoktur. Yahya Kemal’den bahsedildiğinde hemen akla İstanbul geliverir. Öyle ki İstanbul için “Aziz İstanbul” adında müstakil bir eseri vardır. Şiirlerinde İstanbul’un apayrı bir yeri vardır. Yahya Kemal’in eserlerini ve şiirlerini okuyan birisinin İstanbul’a ilgi duymaması neredeyse mümkün değildir (Karataş ve Koç, 2012:422). 

 

Beyatlı’nın birçok şiiri İstanbul’u anlatır, birçok yazısına İstanbul yön verir. Şiirlerinin büyük bir çoğunluğunun konusu İstanbul’dur. Aziz İstanbul adıyla yayınlanan kitapta ise bütün yazılar İstanbul içindir: Türk İstanbul I,Türk İstanbul II,İstanbul Fethinin En Esaslı Eseri, Bir Bir Çalan Saatler,İstanbul Surlarında,Hisar’dan Şehitlik’e,Çamlar Atında Musâhabe,Çamlar Atında Musâhabe II,Gezinti,Topkapı Sarayı’nda,Ezan Ve Kur’an,Ezansız Semtler,Bir Rü’yâda Gördüğümüz Eyüb,Gezinti Tahassüsleri, Yeni Bir Ufuk,Sayfiyede Pâyitaht,Kör Kazma,Tahassüsler,Hazin Musâhabe,Saatler Ve Manzaralar,İstanbul’un Îmârı. 

 

Yahya Kemal’in şiir ve yazılarını incelemiş olan şair-yazar Haydar Ergülen,  onun Türkiye’deki ilk tarihçi-şair olduğuna dikkat çekmekte ve  “Yahya Kemal deyince akla İstanbul gelir” demektedir. Ergülen’in tespitine göre Nedim’den sonra İstanbul hakkında en çok şiir yazan şair, Yahya Kemal’dir (Anadolu Ajansı, 05.03.2012). 

 

İstanbul – Orhan Pamuk 
İstanbul’da 1952’de Robert Koleji’ni bitirdikten sonra İ.T.Ü. Mimarlık Bölümünde üç yıl mimarlık okuduktan sonra, mimar ve ressam olmayacağına karar verip okulu bırakmıştır. Çocukluğundan 22 yaşına kadar yoğun bir şekilde resim yaparak ve ileride ressam olacağını düşleyerek yaşamıştır. Ardından İ. Ü. Gazetecilik Yüksek Okulu’nu bitirdi,  ancak gazetecilik yapmadı ve romancı olmaya karar vermiştir (Yorgancı, 2014:447). Edebi hayatı boyunca birçok ödül kazanan Pamuk, 2006’da aldığı Nobel Edebiyat Ödülü ile ödüllerin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. 60 dile çevrilen kitapları 11 milyon baskı yapmıştır. Aynı yıl TİME dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisi arasında gösterilmiştir (Yorgancı, 2014:447vd).

 

Tarih ile kültürel değerleri harmanlayarak okurlarına aktaran Pamuk, tarihi romanlarıyla okuru etkilemiştir. Özellikle toplumda sıklıkla karşılaşılan şiddet olaylarının kaynağını bulamaya çalışan Pamuk, şiddet odaklı gizemli eserler de yazmıştır. Bunu yaparken doğu batı eksenli anlatımlara ağırlık vermiştir (Aydoğan, 2014:204). Üç bin yıllık geçmişe sahip İstanbul, Pamuk’un eserlerinde bazen bir kahraman, bir anıt, bir gizem ve kültür odağı olarak karşımıza çıkmaktadır. 

 

Konya – Mevlana 
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, bugün Afganistan sınırları içinde yer alan Belh kentinde tahminen 1207 yılında doğmuştur  (Özkırımlı, 2004:899). O tarihlerde başlayan Moğol istilasından dolayı Mevlana’nın ailesi, Anadolu’ya göç etmiştir. Ciddî bir tahsil görmüş ve tasavvufî bir terbiye almış olan Mevlana, babasının 1230 senesinde ölümüyle onun manevi makamına geçmiştir (Şener, Yıldız, 2008:99vd.). 

 

Mevlana’nın en önemli eseri, Mesnevi’sidir. Mesnevi adlı eseri, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir türünün adıdır. İkişer anlamına gelen Mesnevi sözcüğü kendi içinde uyaklı beyit anlamına da gelir. Rivayete göre Mevlana, Mesnevi beyitlerini Meram semtinde gezerken, otururken, yürürken hatta semâ ederken söylermiş, Çelebi Hüsameddin de yazarmış. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, en eski Mesnevi nüshasına göre, beyit sayısı 25618’dir. Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevi'sinde, tasavvufî fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikâyeler halinde anlatmaktadır. Mevlana’nın ayrıca Divan-ı Kebir, Mektubat, Fihi Ma Fih, Mecâlis-i Seb'a adlı eserleri de ünlüdür (konyakutup.gov.tr). 

 

Mevlana’nın  Konya kentinde yaşayıp buraya defnedilmesi bu kentin önemini arttırmaktadır. Mevlana’nın Allah ve insan sevgisini esas alan felsefesi sayesinde Konya barış ve hoşgörünün diyarı olmuştur. Onun, 'Biz bu toprağa sevgiden başka tohum ekmeyiz' şeklindeki sözü de bunu teyit etmektedir (Seyis, 03.05.2018).  

 

Konya ya gelen yerli ve yabancı turistlerin büyük çoğunluğu, Mevlana Türbesi’ni ziyaret amacıyla gelmektedirler.  Her sene 17 Aralık’ta yapılan ve Şeb-i Arus olarak adlandırılan Mevlana’nın ölüm yıldönümü törenlerinde turist ve ziyaretçilerin sayısı daha da artmaktadır.  

 

Adana – Orhan Kemal 

Asıl adı Mehmet Reşat Öğütçü olan Orhan Kemal, 1914 yılında Adana'nın Ceyhan ilçesinde doğmuştur. Babası Abdulkadir Kemali Bey, Birinci Millet Meclisi Kastamonu mebusuydu. Öğrenimini yarıda bıraktı ve bir fabrikada işçi olarak çalışmaya başladı. 1938 yılında 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Hapishanede Nazım Hikmet’le tanışmıştır. Serbest kaldıktan sonra çeşitli işlerde çalışmıştır. İlk şiirini Reşat Kemal imzası ile yayınlamıştır. Orhan Kemal adını kullanmaya başladığı 1942 yılından sonra, öykü denemelerine girişmiştir. İlk öykü kitabı Ekmek Kavgası (1949) ile tanındı (Necatigil,  2016:294vd.; Ünalmış, 2004:418). Eserlerinde Çukurova'nın tarım ve fabrika işçilerini, sanayileşme sürecinin getirdiği koşulları, büyük kentlerdeki yoksul insanların sorunlarını işleyen (Aydoğan, 2014:189) Orhan Kemal, gerçekçilik akımının önde gelen yazarlarındandır. 1958'de Kardeş Payı adlı eseriyle Sait Faik Abasıyanık ve Türk Dil Kurumu ödüllerini kazanmıştır (Binyazar, 1970:278).  

 

Orhan Kemal’in öykü ve romanlarında Adana önemli bir yer tutmaktadır. ‘Baba Evi’ adlı kitabı başta olmak üzere pek çok kitabında Adana’ya dair büyük özlemi hissedilmektedir. Adana’nın ünlü mekânlarından Taşköprü, Seyhan Nehri, Kuru Köprü, Kale Kapısı, Melek Girmezi vb. yerleri Kemal’in eserlerinde ustaca işlenmiştir.   Çukurova’da ırgatların sürdüğü çileli yaşamını anlattığı  Bereketli Topraklar Üzerinde adlı romanı ise yazarın hafızalarda en çok yer edinen eseridir (İmrek, 10.01.2014). 

 

Diyarbakır – Ali Emiri Efendi 
Ali Emîri Efendi, 1857 yılında Diyarbakır'da, o zamanki adıyla Amid’de dünyaya gelmiştir. Şairlik geleneğine sahip bir ailenin ferdi olan Ali Emiri, öğrenimini Diyarbakır ve Mardin’deki medreselerde tamamlamıştır. Özel hocalardan Arapça ve Farsça öğrenmiştir. 1878’den itibaren Anadolu ve Rumeli’nin birçok şehrinde kâtip, muhasebeci ve defterdar olarak görev yapmıştır. En son Halep Defterdarlığı ve Yemen Maliye Müfettişliği görevlerinde bulunmuştur. Ali Emiri, imparatorluğun dört bir köşesinde memurluk yaptıktan sonra 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanından sonra kendi isteği ile emekli olmuştur (Necatigil, 2016:44). 

 

En önemli özelliği gittiği her yerde kitap toplamak olan Ali Emîri Efendi, ilmî ve edebî faaliyetlerini emekliliğinden sonra daha da hızlandırmıştır. Bir ara, günümüzde Kazakistan sınırları içinde yer alan Seyhun Irmağı kenarındaki Cend’e kadar giderek birçok değerli eser ve vesika toplamıştır. Orta seviyede bir şair, usta bir münekkid olan Ali Emîri, hayatı boyunca toplamış olduğu paha biçilmez kitaplarını, İstanbul Fatih’te Feyzullah Efendi Medresesinde kurduğu Millet Kütüphanesine bağışlamış, bu kütüphaneye çoğu nadir ve tek nüsha olan 15 bin cilt eser vakfetmiş, kendisi de vefatına kadar buranın müdürlüğünü yapmıştır (Özkırımlı, 2004:88vd.).  

 

Ali Emiri Efendi’nin çok sayıda eseri arasında Diyarbakır’ın siyasi ve kültürel tarihiyle ilgili olanları şunlardır: Tezkire-i Şuârâ-i Âmid (c. 1. 1910) , Esâmi-i Şuarâ-i Âmid, Diyarbekirli Bazı Zevatın Tercüme-i Halleri, Mir’âtü’l-Fevâid fi Teracim-i Şuarâi Âmid, Osmanlı Vilayat-ı Şarkıyyesi (1918), Emin-i Tokadî Hazretlerinin Terceme-i Hâli (1950) (http://www.eskieserler.com). 

 

Yayınlanan kitaplarının kapağında ismi ‘Diyarbekirli Ali Emiri ‘ olarak yer alan yazar, 1924 senesinde öldü.  Mezarı İstanbul-Fatih Camii bitişiğindeki kabristandadır (Tayşi, 1989:390). 

 

Şanlıurfa – Mehmet Kurtoğlu 
Şair ve yazar Mehmet Kurtoğlu 1969 yılında Şanlıurfa’da doğmuştur. Şanlıurfa İmam Hatip Lisesinden mezun olmuştur. Harran Üniversitesi Meslek Yüksekokulu İnşaat Bölümü'nü ve ardından Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü’nü bitirmiştir. Çeşitli memuriyet ve idari görevlerde bulunan Kurtoğlu; Harran Üniversitesinde memuriyet, Şanlıurfa İl Kültür Müdür yardımcılığı, Şanlıurfa Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nde şube müdürlüğü yapmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçiş yaparak Yayın Müdürü olmuştur.  Yazı ve şiirleri; Yedi İklim, Bir Nokta, Sühan, Bizim Külliye ve İmaret gibi dergilerde yayımlanmıştır. Milli Gazete’de köşe yazarlığı yapmaktadır (http://www.biyografi.net).

 

Eserleri: Bana Kendini Anlat, Şiir, 1998, Hafızasını Kaybeden Şehir, Deneme, 1999, Gurbeti Olmayan Diyar, Şiir, 2000, Urfa Efsaneleri, Araştırma, Kent Yay. 2005 (3 baskı), Çağa Küsen Leyla, Şiir, 2005, Ben Kendimden Yanayım, Deneme, 2005, Kültür Şehri Urfa, Araştırma, 2006 ( 3 baskı), Şiir Şehir Urfa, Şiir Seçkisi, 2006 (3 baskı), Kültür ve İnançlar Diyarı Urfa, Belgesel,(İngilizce ve Türkçe) 2006, Hafızasını Arayan Şehir, Deneme, 2007, Geçmişten Günümüze Suruç, Ortak Kitap, 2008, Urfa Vakıf Medeniyeti ve Su, Belgesel, 2008, Savaşın Âşıkları, Tiyatro, 2008, Urfalı Nabi, Biyografi, 2008, Ben Yusuf Sen Züleyha, Şiir,2009, Çağın Divanesi, Rubai, 2010, Bir Şehri Sevmek, Deneme, 2010, Gâvur Mahallesinde Aşk, Roman, 2011, Evliya Çelebinin İzinde İbrahimin Nazargahı Urfa, Gezi, 2012 (http://www.biyografi.net). 

 

Muğla – Halikarnas Balıkçısı 
Gazeteci, yazar, ressam, şair, rehber ve araştırmacı Halikarnas Balıkçısı’nın asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı’dır. 1890'da Girit’te doğan yazarın amcası, II. Abdülhamit’in sadrazamlarından Ahmet Cevat Paşa’dır; kendisi aynı zamanda Cevat Şakir’e isim babası da olmuştur. Kabaağaçlı, çocukluğunun ilk yıllarını babası Şakir Paşa'nın vali olarak görev yaptığı Atina'da geçirmiştir. İlköğrenimini Büyükada'da, ortaokulu ve liseyi Robert Kolejinde tamamlayan Kabaağaçlı, Oxford Üniversitesinde tarih bölümünden mezun olmuştur. 1914 yılında kazayla babasının ölümüne neden olduğu için 15 sene kürek cezasına çarptırılsa da 7 yılın sonunda yakalandığı verem hastalığı nedeniyle salıverilmiştir. Cevat Şakir hapisten çıktıktan sonra gazetecilik ve resim işleriyle daha yakından ilgilenmeye başlamıştır. Birçok değişik gazetede bir yandan yazılar yazarken diğer yandan resim ve karikatürler çizmiştir. 13 Nisan 1925 tarihinde Hüseyin Kenan 
adıyla Resimli Hafta’da yazdığı “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler?” adlı makalesi sebebiyle Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından 3 yıl süreyle Bodrum’a sürgün edilmiştir. Kabaağaçlı, cezasının son bir buçuk senesini İstanbul’da çektikten sonra çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum ilçesine yeniden dönmüş ve burada yaklaşık 25 yıl yaşamıştır. Kabaağaçlı’nın eserlerini roman, deneme-inceleme-mitoloji, öykü, anı ve çocuk kitapları olmak üzere beş grupta toplayabiliriz (Necatigil, 2015:191vd.; Özkırımlı, 2004:615vd.):  

 

Roman: Aganta Burina Burinata (1946), Ötelerin Çocuğu (1956), Uluç Reis (1962), Turgut Reis (1966), Deniz Gurbetçileri (1969) 

 

Deneme-İnceleme-Mitoloji: Anadolu Efsaneleri (1954), Anadolu Tanrıları (1955), Anadolu'nun Sesi (1971), Hey Koca Yurt (1972), Düşün Yazıları (1981, ölümünden sonra) 

 

Öykü: Ege Kıyılarından (1939), Merhaba Akdeniz (1947), Ege'nin Dibi (1952), Yaşasın Deniz (1954), Gülen Ada (1957), Ege'den (1972), Gençlik Denizlerinde (1973) 

 

Anı: Mavi Sürgün (1961)

 

Çocuk Kitapları: Denizin Çağrısı, Yol Ver Deniz 

 

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan Halikarnas Balıkçısı’na, Kültür Bakanlığı tarafından 1971 yılında Devlet Kültür Armağanı verilmiştir (Aksoy, 13.10.2014)

 

Kabaağaçlı, yazdığı roman ve hikâyelerle Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden Bodrum’un tanıtımına büyük katkılar yaptığı gibi Bodrum’un gelişmesi ve modern bir çehreye kavuşması için de çalışmıştır. Bodrum’un bugünkü modern halini almasında Cevat Şakir’in büyük payı bulunmaktadır. Çiçeklerinden ağaçlarına, sokaklarından sahillerine kadar her şeyiyle ilgilenmektedir. O; Bodrum'a 45 çeşit fide, tohum ve ağaç dikmiştir. Bodrum'daki ağaç çeşitlerinin, narenciye ağaçlarının çoğu ona aittir. En çok da Bodrum’un balıkçılarıyla ilgilenmiştir. Bodrumda kendisinin de en sevdiği uğraş olan balıkçılıkla zamanını geçirmiştir. Bundan dolayı kendisi, Halikarnas Balıkçısı diye anılmaya başlamıştır. Öyle ki İngiliz yazar Roger Williams, "Bodrum'u ünlü yapan Halikarnas Balıkçısı" adlı bir kitap bile yayınlamıştır. Bodrum yerel yöneticileri de Kabaağaçlı’nın, şehirlerinin gelişmesine yaptığı katkıları unutmamıştır. Nitekim Bodrum Belediyesi, Balıkçının "Merhaba" ile başlayan şiirinin "Yokuş başına geldiğinde Bodrum'u göreceksin, sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler, akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler" şeklindeki sözlerini Türkçe ve İngilizce olarak Bodrum'un girişinde büyük bir panoya yazdırmıştır (Anadolu Ajansı, 16.04.2017).