/ Isparta

Isparta ve çevresindeki yerleşim tarihi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Isparta' nın da önemli yerleşim merkezlerinden biri olduğu Pisidia bölgesine M.Ö. 2000’lerde Luvi ve Arzava toplulukları yerleşmiştir. Daha sonra bölgeye M.Ö. 1200'lerden itibaren Frigler, Lidyalılar, Persler ve Makedonyalılar egemen olmuştur. M.Ö. 323’te Büyük İskender’in ölümüyle beraber sırasıyla Seleukos, Bergama Krallığı ve sonrasında Roma hakimiyetine girmiştir. Roma İmparatorluğu döneminde önemli bir gelişme gösteren Isparta önemli bir piskoposluk ve ticaret merkezi oldu. Roma İmparatorluğunun bölünmesiyle Doğu Roma ve sonrasında Bizans topraklarında bulunan bölge 1204 yılında Anadolu Selçuklu Devleti topraklarına katılmıştır. 1300 yılında Hamitoğulları Beyliği ve 1391 yılından sonra da Osmanlı topraklarına katılmıştır. II. Murad döneminde kesin olarak Osmanlı egemenliğine girmiştir. 16. yüzyılda güneybatı Anadolu’daki önemli pazarlardan biri olmuştur.

İlk Yunan muhacirleri Anadolu'ya çıktıkları zaman buranın güzelliğini işitmişler ve Isparta anlamına olarak (İs-Barid) demişler. Bu kelime zamanla (Sparta - Isparta) şeklini almıştır.

 

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Isparta

 

 

 

 

HİDAYET KARAKUŞ-İSTASYON, KURABİYELER, GELİNABAM

O zamanlar Isparta sokakları asfalt değil. Parke taşlarının sıcağa karşın serinlik veren yüzü sokakları dolduruyor. Taşıtlar az. Kent, kendi tenhalığı içinde yalın ve temiz. İddiasız, alçakgönüllü. Karpuz Çeşmesi bugünkü gibi suyunu içenin dişlerini dondurmaya devam ediyor çarşının ortasında. Gölcük’ten süzülerek çekilen Isparta’nın suyu yaz kış bol, özel soğutmayı gerektirmeyecek denli soğuk. Kimi yörelerde askerlik yapanların gazozla tıraş olduklarını öğrenmiştim askerdeyken. Oysa biz Isparta’da bir gün olsun susuz kalmamıştık üç buçuk ay boyunca.

Küçük arabalarında dondurma satanlar vardır yine de. Devres’ten eşeklerle samanlar içinde getirilen karla yapılan dondurmanın lezzeti şimdiki otomatik makinelerle yapılandan neden daha güzeldi acaba? (…)

Bu kent, bu Isparta gül bahçeleriyle çeler insanın aklını ön ce. Sokaklarda çocukluğumun yoksul ama temiz insanlarının anıları dolaşır. Sonbahar uzun sürer, doğa bütün cömertliğiyle hastasını, sağlıklısını kendine çeker. Dere boylarına serilen fabrika halıları rengini sonbaharla bütünler. Saat kapağı, zembilli, avizeli, bahar dalı motifleri, halının ilmekleriyle solgun yüzlerini dokurcasına kendinden geçen genç kızların buluşudur. Daha nicesi... Onlar ışıksız odalarda gözlerindeki ışıkla kirkit vururlar tezgâhtaki dokunana.