/ Erzurum

Erzurum, Türkiye’nin en kalabalık yirmi dokuzuncu şehridir. 2015 itibarıyla 779.321 kişilik nüfusa sahiptir ve 999 kişi göç vermiştir. Nüfus bakımından Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük üçüncü ilidir. Denizden yüksekliği yaklaşık 1900 m olan Erzurum, tarihin ilk dönemlerinden beri yerleşim yeridir. Şehir, tarihî eserleri ve kış sporları tesisleriyle de tanınır. Yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük dördüncü ili olan Erzurum’da, temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olup şehir son yıllarda kış turizmiyle de öne çıkmaktadır. Soğuk iklimi sebebiyle sanayisi gelişmemiştir. 25.066 km² yüzölçümüne sahip il arazisinin %15,17’si tarımsal amaçlı olarak kullanılabilir konumdadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

AHMET REFIK ALTINAY-KAFKAS YOLLARINDA

(…)Palandöken Dağı…Erzurum bu beyaz dağın eteğinde, büyük camileri, güzel minareleri, yüksek yapıları, karga yuvalarıyla dolu yüksek kavaklarıyla kocaman bir yangın yeri… (…)Erzurum, yaralanmış bir kahraman gibi. Yüzyıllardan beri Osmanlı sınırlarını bekleyen, tarihimize şan ve övünç sayfaları ekleyen güzel belde, şimdi büyük bir felaketten kurtulmuş, Yaralarını iyileştirmeye uğraşan bir insan durumunda. Osmanlıların yüzyıllardan beri yaptıkları anıtlar ve camiler yanmakla bitmemiş. Bu yapılar ne kuşatmalar görmüş, ne yiğitliklere tanık olmuş!”

 

 

 

 

AHMET HAMDI TANPINAR-BEŞ ŞEHIR: ERZURUM

(…)Erzurum, Türk tarihine, Türk coğrafyasına 1945 metreden bakar. Şehrin macerası düşünülürse, bu yükseklik daima göz önünde tutulması gereken bir şey olur. Malazgirt Zaferi’nin açtığı gedikten yeni vatana giren cetlerimizin ilk fethettikleri büyük merkezî şehirlerden biridir.

Tarihimizin ikinci dönüm yerinde, Millî Mücadele’nin ilk temeli gene Erzurum’da atılır. Her şeye rağmen hür ve müstakil yaşamak iradesi ilkin bu kartal yuvasında kanatlanır. Atatürk Erzurum’dan işe başlar. Tıpkı ilk fatihler gibi oradan Anadolu’nun içine doğru yürür; oradan başlayarak yurdumuzu ve milletimizin tarihi hakları adına yeni baştan fethederiz.

Bu iki hadise arasında iki imparatorluk tarihi, bu tarihin acı, tatlı bir yığın tecrübesi içinde meydana gelmiş bir cemiyet ruhu, bir millet terbiyesi, bir hayat görüşü, bir zevk, bir sanat anlayışı kısacası, dünkü, bugünkü çehrelerimizle biz varız. Onun içindir ki Erzurum Kalesini gezerken gözümüm önünde olan şeylerden çok başkalarını görür gibiydim. Sanki vatana çatısından bakıyordum.

Bu çok güzel bir gündü, ilk önce camileri, başıboş dolaşmıştık. Yolda karşılaştığımız tanıdıklarla durup konuşuyor, her açık dükkâna bir kere uğruyorduk. Kendimi yirmi yıl önce, Erzurum’da lisede edebiyat muallimi olduğum zamana dönmüş sandım (…)