/ Erzincan

 

Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Erzincan, yüzyıllar boyu canlı bir tarihi ve kültürel yaşam sürmüştür. Tunç Çağı'ndan beri bir yerleşim olduğu tespit edilen Erzincan, Urartu, Med, Pers, Helen, Roma ve Bizans egemenliğinde kalmıştır. 1071 den sonra Türklerin eline geçerek Mengücek, Selçuklu ve Eretna dönemlerini yaşamıştır. 1473 yılındaki Oltukbeli Savaşı ile Osmanlı hakimiyetine girdi. I. Dünya Savaşında işgale uğrayan Erzincan 13 Şubat 1918 de Türk Ordusu tarafından kurtarıldı.

 

KAYNAK: https://erzincan.ktb.gov.tr

 

 

 

 

 

 

ENVER GÖKÇE-KEBAN DEDIKLERI

Munzurum

Pus

İçinde

Savrulur

Karla

Rüzgârla

Aşağıda

Domates

Biber

Fideleri

Çalışır

Derin

Kuyularda

 ...

 Ve

 Keban

 Dedikleri

 Bir

 Küçük

 Şehir

 Yediğim

 Ağu da

İçtiğim

Zehir

Oy kurban

Ölem

Ben

Ölem

Kuytularda.

 

 

 

 

HAGOP MINTZURI-ZIMARALILAR

(…) Narver’e kadar daha üç saatlik yolumuz vardı, gün ise bitmek üzereydi. Olmadı, yapamadık. Eylülün ortasındaydık, henüz yazdı, yıldızların ışığıyla da devam edebilirdik yola, ama Akuşak’tan yukarı derin vadiler, korkunç uçurumlar başlardı; onların kenarından geçip tırmanacaktık, cesaret edemedik; gündüz vakti bile insan ürkerdi bakmaya. (…)

Çaltu Çayı’nın kıyısında, Kurtlar’ın değirmeninde katırdan indim. Burada kalacaktık, ilk kez bu yoldan gidi yordum. Değirmenin meydanı aynıydı, her değirmenin önü gibi. (…) Ben böyle değirmen görmemiştim. Duvarı yoktu, toprağa gömülüydü, yerin içindeydi. Damı yerle birdi sanki ve öyle de büyük ki, kapladığı alan birbirine yapışık iki damdan da genişti. Birbirinden uzak iki ambarlıydı. Suyu sanki bir nehirdi sanırsın. Çaltu’nun neredeyse yarısını değirmene çevirmiş ve ikiye bölmüşlerdi. Sular taraklardan ambarlara, oradan da çarklara akıyordu (…) Ben de çay boyunca yürüdüm, Çaltu’nun Fırat’a karıştığı yere kadar. Çaltu yoktu artık, Fırat oluyordu. Fırat iki kıyısının, kömür rengi, kurşun rengi kayaları arasından Eğin’e (Kemaliye) doğru sessizce ilerliyordu.

 

 

 

 

NAHABED KUÇAK-AĞZIN BADEM

Ağzın badem, ağzın gül, ağzın nar taneleri

Düşmüş yüzün üstüne fesleğen gölgeleri

Acıktırıyor beni limonu dudağının

Hangi ana doğurur senin gibi güzeli

Dilin meydan okuyup bülbüllere, şakıyor

Dilin şarkılar ile baharı anlatıyor