/ Düzce

 

MÖ I.binde Batı Karadeniz’de bulunan koloni kentlerden biri Diospolis (Akçakoca), bir diğeri Hypios Nehri (Melen) yakınlarında bulunan ikinci bir kent Hypia’dır.

Düzce İlinin de içinde bulunduğu bölge Herodot, Xenophon ve Strabon gibi Antik Çağ yazarlarına göre MÖ 1200-700 yılları arasında Trakyalı halkların yurdu olarak bilinmektedir. MÖ 6.yy. da Pers hükümdarı Darius tarafından Paflagonya, Frigya, Mariandinler ve Suriye ile birlikte Düzce’nin de içinde bulunduğu bölge 3. Satraplık Bölgesi haline getirilmiştir. Makedon Kralı Büyük İskender tarafından MÖ 334 yılından sonra imparatorluğun sınırları içine alınan bölge, Kralın MÖ 323’te Babil’de ölümü üzerine imparatorluğun generalleri arasında bölünmesi sonucunda da Bithynia Krallığı’na dahil edilmiştir.
                                                  

Bithynia, Anadolu’nun kuzeybatısında bugünkü Kocaeli Yarımadası’nın yer aldığı Antik bir bölgedir. Kuzeyinde Karadeniz, Doğuda Filyos Nehri (Billaios), batı ve güneybatıda Antik Phrygia Epictetus ile çevrilidir. Bölgede bugün Kocaeli, İznik, Yalova, Bursa, Bilecik, Sakarya, Düzce, Bolu ve Zonguldak illeri yer alır. Khalkedon (Kadıköy), Nikomedia (İzmit), Astakos (Başiskele), Kios-Prusias ad Mare (Gemlik), Apameia/Myrleia (Mudanya), Prusa ad Olympium (Bursa), Nikaia (İznik), Bithynion-Claudiupolis (Bolu), Herakleia (KDZ Ereğli), Otroia (Yenişehir), Modrene (Mudurnu), Malagina (Mekece), Agrilion (Bilecik), Kabaia (Geyve), Thynias-Apollonia (Kefken Adası), Dia-Diospolis (Akçakoca) ve Prusias ad Hypium (Konuralp) Antik kentleri bulunmaktadır. Düzce il sınırları içerisinde yer alan Prusias ad Hypium ve Diapolis Antik kentlerinde Helenistik ve Roma Dönemlerinin derin izlerini taşıyan arkeolojik veriler bulunmaktadır. Bu kentlerden biri olan Dia-Diapolis, MÖ I.binde Karadeniz sahillerinde oluşturulan koloni kentlerden biridir.
                                                         
                                          
Kentle ilgili olarak Yrd. Doç. Dr. Zeynel ÖZLÜ, XVIIIXIX yüzyıllarda Karadeniz’de “Bir Kıyı Kenti Akçakoca” kitabının 31. ve 32. sayfalarında ‘‘Bithynialılar, Romalılar Döneminde Dia veya Diapolis olarak tanınan Akçakoca’nın hangi ilk çağ yerleşim bölgesinde ve ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bölgenin XIII. Yüzyılda Cenevizlilerin eline geçtiği sanılmaktadır.” 

Hamdi BİNGÖREN, Müstakil Bolu Sancağı Salnamesi sayfa 214’te ‘‘Nahiye merkezinde kitaphane yoktur. Asar-ı Attika’dan üç hamam ile Cenevizliler tarafından kalmış olduğu anlaşılan sahili bahirde mürtefi bir hisar vardır.’’ Evliya ÇELEBİ, Seyahatname cilt: 2, sayfa 443’te ‘‘Çarşı içinde kiremitli ve emsalsiz bir mescidi vardır. Başka mescitleri ve kırk adet dükkanı vardır. Deniz kıyısında yetmiş adet mahzenleri vardır ki hepsi kereste ve çam tahtaları ile doludur.’’

                            

Bir diğer kent Prusias ad Hypium, MÖ I.binde Hypios nehir kenarında bir tepe üzerinde kurulan kent Nehirden dolayı Hypia, sonraki dönemlerde Kieros olarak anıldığı bilinmektedir. Antik Çağ yazarlarından Memnon’a göre Bithynia Kralı I.Prusias’ın (MÖ 237-192) Kioros kentini zapt ederek Herakleialılar’dan aldığını ve kentin adını Prusias Pros Hypios olarak değiştirildiğinden söz etmektedir. Roma Dönemi’nde Latin Kültürünün etkisinde kalarak Prusias ad Hypium adını alan kent, yoğun imar faaliyetleri neticesinde kent merkezinde sosyal yapılar oluşturulmuş ve sanat eserleri ile süslenmiştir. Atlı Kapı, Surlar, Su Kemerleri, Roma Köprüsü, Tiyatro, Helenistik ve Roma Dönemin’den kalmış önemli kültür varlıklarıdır.

Bölgede MÖ 297’de I. Zipoites tarafından kurulan Bithynia Krallığı son kral IV. Nicomedes’in vasiyeti üzerine MÖ 74 yılında Roma İmparatorluğu’na devredilmiştir. Roma İmparatorluğu’nun MS 395’te ikiye bölünmesiyle bölge Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde kalmıştır. Helenistik ve Roma Dönemi’nde refah içinde yaşamış bölge Doğu Roma İmparatorluğu Döneminde durgun bir döneme girerek varlığını sürdürmüştür. İlimizde bulunan iki Antik kentten günümüze Doğu Roma İmparatorluğu Dönemi’nden Ceneviz Kalesi dışında önemli kültürel varlıklar ulaşmamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde Orhan Gazi’nin komutanlarından Akçakoca Bey tarafından 1319 yılında Akçakoca, 1323 yılında Konuralp Bey tarafından Konuralp İslam coğrafyasına katılmıştır. Fetih yapan beylerin adıyla anılan kentlerin giderek artan bir öneme haiz olduğu, yönetsel alanda değişiklikler geçirdiği Yrd. Doç. Dr. Zeynel ÖZLÜ’nün ‘‘Batı Karadeniz’de Antik Bir Kent’’ adlı kitabının 23. Sayfasında söz edilmektedir.

Konuralp, 31 Mart 2014 tarihi itibariyle tüzel kişiliği kaldırılarak Düzce Merkez ilçesinin mahallerine dönüştürülmüştür. 1981 yılında belediye olan Düzce ise 9 Aralık 1999 tarihinde ülkemizin 81. İli olmuştur.

 

KAYNAK: https://duzce.ktb.gov.tr

 

 

 

 

RIFAT ILGAZ - KARADENIZIN KIYICIĞINDA

“Gün oluyor, kendi kendime, ulan Ahmet, diyorum, çek git! Gir böyle bir vapura, çalış! Canına yandığımın, seviyorum Akçakoca’yı. Fakir memleket ama, güzel memleket be! İlkyazın sonuna doğru, bir açılıp yeşermesi var. Denizin suyu bile yemyeşil oluyor bu aylarda... Dupduru bir yeşil... Avuç avuç içesi geliyor adamın.”

“Hele şu açmaları açıp fındıkları bir dikelim. Kendi elimizle diktiğimiz fındıklar, yapraklanıp toral vermeye bir başlasın, aramazsın denizi bir daha... Çekip gitmek de gelmez aklına!”

(…)

Ayazlı’dan* geçiyorlardı. Bir iki evin kapısı açılmış içindekiler avluya dökülmüşlerdi. Başı yazmalı kadınlar önüne mısır sapı atılmış ineklerin, art yanlarına çömelmişler, sağıyorlardı. Yol fındıkların arasından geçiyordu. Hamit:

“Buralar biz askerken kestanelikti. Beş altı yıl içinde fındıklık olup çıkmış!”

“Sandalla gelirdik Ayazlı’ya. Hem denize girer, hem midye çıkarırdık... Şu sırt olduğu gibi mısır tarlasıydı. Mısır çalar, pişirir dik, eğreltileri yakar da...”

“Bu gidişle bir karış toprak kalmayacak, fındık ekilmedik. Geç kaldık biz... Ben, iki harın beygire güvendim, sen de baban dan kalan çürük değirmene. Salt kendine güvenenler, on dönüm, yirmi dönüm fındıklık sahibi oldular bugüne bugün.”

Güneş Alaplı üstünden yükseliyordu. Yerden ok gibi fışkıran kestane piçlerinin sarıya dönük yapraklarına ışıkları vurdukça, üzerlerindeki çiğ damlalarını inci inci pırıldatıyordu

“Yeni açmalar, burdan başlıyor!» dedi, Hamit... «İşte Dadalı! İlk yılın fideleri, bunlar... Ben geçenlerde dolaştım buraları. Töngelli’ye** kadar gittim.”

Yol bir süre sonra kestanelikler arasından yeniden deniz kıyısına indi. Hayvanlar güçlükle yürüyorlardı. Denize kadar inen bir iki kayalığı dolandıktan sonra, yol birden kumsalı aşağılarda bırakıverdi. Fundaların arasında kıvrılan keçiyolu, kestaneliklerin içinde kayboluvermişti. (…)