/ Çorum

 

Çorum İli, tarihin derinliklerinden günümüze dikkate değer izler taşıyan bir bölgedir. Her tarafında en eski tarihlerden bugüne kadar gelmiş değişik medeniyetlere ait kalıntılara rastlanır. Hititler Anadolu egemenliğine bu bölgeden başlamışlardır.

 

Bölgede bu uygarlık kalıntıları bitişik veya üst üste bulunmaktadır. Bir Hitit höyüğü yanında bir Frig, Roma, Bizans devri mezarı veya taban mozaikleri, diğer yanda Selçuklu Kervansarayına ait yıkıntı yerleri ve onun yanında Osmanlı eserlerine rastlamak mümkündür.

 

Çok sayıda tarih öncesi devrin en belirgin özelliğini taşıyan tabii ve yapma mağaralar mevcuttur. Yazılı tarih öncesi ve sonrası uygarlıkların kalıntıları, yapılan kazılarla gün ışığına çıkmakta ve Çorum bölgesinin uygarlık tarihinde eski bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir.

 

KAYNAK: https://corum.ktb.gov.tr

 

 

 

 

 

TUNCER CÜCENOĞLU-BIR ZAMANLAR ÇORUM’DA

(…)Çorum’la ilgili yazı yazmak gerekince geçmişi anımsa maya, çağrışımlarla Çorum’la ilgili anılarımı hatırlamaya çalışıyorum.

İki kapalı sineması vardı Çorum’un. Yalçın ve Turan sinemaları...

Dışarıyı özellikle İstanbul’u Çorum’a taşıyan iki sinema.

İki sinemada da en fazla iki günde bir program değişirdi... İki günlük programın uzamasını sağlayan filmler de olurdu arada. “Avare” bunlardan biriydi, bir haftayı aşkın oynatılmıştı.

“Beklenen Şarkı”, “Dudaktan Kalbe”, “Mezarımı Taş tan Oyun”, “Yeşil Kurbağalar”, “Öldüren Şehir” “Bulgar Sadık”, “Kanun Namına”, “Kaatil”, “Yılanların Öcü” hep uzun gösterilmeyi sağlamış filmlerdi.

Çorumlular filmin kahramanına “Esas göbel” derler di. “Esas göbel”e en yakışanı Ayhan Işık’tı...

Türk sinemasındaki bir başka “Esas göbel”de Turan Seyfioğlu idi.

Ancak Çorumlular Ayhan Işık’ı bir başka severlerdi. Çünkü o “Esas göbel” olarak çok iyi döğüşür, kadınına sahip çıkar, arkadaşlarını sever, yoksulların, yardıma muhtaç olanların yanında yer alır, haksızlıkları yumruklarıyla gider meye çalışırdı... Hiç olumsuz rollerde görülmezdi. Yabancı filmlerdeki kahramanlar da “Esas göbel”di... Ancak onlar Ayhan Işık gibi “Esas göbel” olamazlardı, ne de olsa Türk değillerdi...

Çorum’da iki futbol takımı vardı “Güneşspor” ve “Gençlikspor.” Değişmez şampiyon “Güneşspor”du... Ancak “Gençlikspor” yöneticileri de inatla iddialarını sürdürürler, Ankara’dan bile transferlerle şampiyonluk için çaba gösterirlerdi. Aralarındaki maçlar günler önceden konuşulmaya başlanır, bütün Çorum ayağa kalkardı...

Bir keresinde “Gençlikspor” ilk yarıyı 3­0 önde kapatmış, hemen hemen şampiyonluğa ulaşma noktasına gelmişti. Ama ikinci

yarıda “Güneşspor” geleneksel şampiyonluk başarısını 4 gol atarak yinelemişti...

*

Çorum’da beni etkileyen en önemli olaylardan birisini ilkokulda öğrenciyken yaşamıştım.

“Ekin Pazarı” denilen bir yer vardı... “Ekin Pazarı” şehrin göbeğindeydi.

Bir cinayet işlenmişti orda, bir adamı herkesin gözü önünde kesmişlerdi... Kan davasıydı... Ne gariptir ki, belki de ben anımsayamıyorum, bir daha da Çorum’da cinayet işlenmemişti, 1964 yılında Ankara’ya taşınana kadar.

Farklı mezheplere, görüşlere sahip olmakla birlikte Ço rumlular kavgasız gürültüsüz yaşamayı başarmışlardı uzun süre...

Sonradan 1980 öncesi kanlı olaylar olduğunda büyük şaşkınlık yaşamıştım. Böyle olayları Çorum’a Çorumluya yakıştıramadığımdan olsa gerek günlerce üzülmüştüm.

 

 

 

 

ÂŞIK MAHZUNI ŞERIF-GIDERISEN ÇORUM’A

Selvet Hoca giderisen Çorum’a

Bizi candan soranlara selam et

Vakit geldi lüzumu yok yoruma

Hasta gönlüm soranlara selam et

 

Aşmak için dağlar dolu önümde

Gezer feleksizler çevre yanımda

boynuma sarılıp iyi günümde

Kötü günde soranlara selam et

 

Ben Hakk’a inandım boşa uymadım

Eminimki ikrar verip caymadım

Bir serçenin şerefine kıymadım

Nice hatır kıranlara selam et

 

Başına iş gelse bir yiğit kulun

Değeri mi olur paranın pulun

Eğer Kuşsaray’a uğrarsa yolun

Bana ikrar verenlere selam et

 

Mahzuni çalmıyor nedense sazım

 Birbirine girdi baharım yazım

Bütün erenlere götür niyazım

Mertliğinde duranlara selam et

 

 

 

 

 

KEMAL TAHIR–YEDIÇINAR YAYLASI

“Çorum da dış kalesiz bütün ortaçağ kasabaları gibi, karışık, hantal, eski püsküydü. Uzaktan bakınca, yumruktan sakınmak için başını eğerek yere çökmüş bir dul kadına benziyordu. İçlerine dönük, kibirli eşraf konaklarıyla kamburlarını çıkarmış birkaç caminin etrafında, birbirlerine iyice sokulmauştoprak damlı evleri harap, marifetsiz çarşısı aptal­kurnazdı. Bütün canlılar gibi, sırasında korkak, sırasında yiğit olan Çorumluların beraberce öfkeye binip direnmelerinden başka güveni yoktu. Bundan ötürü kasaba, çoğu zaman, görmüş geçirmiş bir ihtiyarın sıkıntılı, bıkkın bakışlarıyla havaları kuşkulu kuşkulu gözetler, bazı bazı da çocukların başıboş, yorucu, biraz da hain sevincine kendisini kapıp koyverirdi.”