/ Bilecik

Bilecik, eski adıyla “Ertuğrul”,Türkiye’nin Marmara Bölgesi’nde yer alan bir ilidir.İl Nüfusu: 218.297’dir. Bu nüfusun %82,6’sı şehirlerde yaşamaktadır (2016). İlin yüzölçümü 4.179 m²’dir. İlde km²’ye 52 kişi düşmektedir. (Bu sayı merkez ilçede 98’dir.) İl merkezinin denizden yüksekliği: 513 m.’dir.

2016 yılında TÜİK verilerine göre merkez ilçeyle beraber 8 İlçe, 11 belediye, bu belediyelerde 61 mahalle ve ayrıca 245 köyü vardır.

Şeyh Edebali’nin türbesi buradadır. Bilecik, Marmara Bölgesi’nin güney doğusunda yer almaktadır. Bilecik; Marmara, Karadeniz, İç Anadolu ve Ege Bölgelerinin kesiştiği noktadadır. Şehir en eski bilinen adları “Agrilion” ve “Belekoma”dır. Bilecik, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu topraklardır. Aynı zamanda Bilecik’te Batı Anadolu ağzı kullanılmaktadır.

 

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Bilecik

 

 

 

 

HASAN KAYIHAN - BİLECİK

Her yağmur sonrası, Bozdağ’ın öfkeli tepelerinden Ahi sırtlarına uzanan bir gökkuşağı belirir. İşte Bilecik, bütün köyleri, kasabalarıyla bu gökkuşağının altındadır. Her renginde ayrı bir çiçek açar; dağ dağ, ova ova serpilir dillere türkü... “Yarhisar kalesinin burçları/ Bilecik kızlarına göl gelik/ Dudaklarında Söğüt Türküsü/ Çoktan ezberledik.”

Sırtımızı yasladığımız şu dağ, Yırcalı’dır, Domaniç’le sırt sırta verip Geyikli Baba mekânı Keşiş’e dayanır. Tanyerinin ağartısı, Bozdağ’dan süzülür de öyle iner Söğüt’e. Sakarya’nın şavkı, Sipahi dağlarına yukarı, bulutlara bulutla ra ağar gider; Edebali çeşmesinin gönüller açan musikisidir alıp götürdüğü... Alıp götürdüğü ve de günyelinin geri singeri taa Osmaneli’ne, Gölpazarı’na, Pazarcık’a, Bozhöyük’e yağmur yağmur serpiverdiği... Şükür, derisi soyulup birer kemik yığını haline getirilmiş nice dağlara benzemez dağlarımız; seller, öyle ıslak bir ateş küresi halinde ovalarımıza saldıramaz... Ağaç denizlerimizde dizginlenmiş, durulmuştur sularımız; tarlalarımızda bereket, bolluk... İnsanlarımızda sevinç, mutluluk...

Çevremizi kuşatan dost dağlarımız, avuçlarımızdan Sakarya dolusu taşan pınarlarımızla biz Bilecikliler, küçük ama sevimli Ergenekon’umuzda hemşeriliğin, kardeşliğin doyumsuz zevkini yaşarız, kısacası …

(…) Diyelim, Haydarpaşa’dan trene bindiniz; sağınızda, solunuzda katlı katlı binalar, fabrika duvarları, çelik kafesler, kirletilmiş denizler... İçinizde bir hüzün, gözleriniz yorgun. Ve nihayet treniniz dağlar önünde küçük bir istasyonda dur muş, terini kuruluyor, az sonra Sakarya’yı geçeceksiniz, gün doğusuna. İçinizde bir genişlik, gözlerinizde ışık, alnınız da kekik kokulu dağlarımızdan kopup gelen rüzgâr serinliği. Artık, bizdesiniz! Yüzyıllar boyu nice kervanlara konak olmuş Vezirhan’da, Osmaneli’nin güzel kokulu kavunlarını, üzümlerini ikram edeceğiz size. Sonra yükseleceksiniz; sağınızda, solunuzda bulutlar, şaşıracaksınız... Trendesiniz, unutmayın! Siz kendinizi böyle dünyanın damında hissederek ilerlerken, doğuda, Sipahi dağlarının eteğinde haritaların unuttuğu, kocaman, masmavi bir göl göreceksi niz. Şaşıracaksınız! Yok aslında öyle bir şey; gözleriniz bir serapta dinlenmektedir sadece. Ya da, Gölpazarı ovamızın bereketini, Gölpazarlı hemşehrilerimizin bire bin katan çalışkanlığını göstermek istemişizdir size...

Böyle, bir kuş kadar hafif, bulutlar arasında süzülürken, Karasu çayının ak köpükleriyle dansederek size doğru koş tuğunu göreceksiniz, birdenbire; dudakları kıpır kıpır... “Bilecik dereleri, oy dereleri/ Bekdemirden ayva gelir nar gelir/ Açıvermiş yazmasını edepsiz /Su testisi omuzunda yâr gelir.” Akça yürekli analarımızın mayaladığı ak yoğurdumuzu kaşıklarken, durduğunuz yerin adı, sizi, yine şaşırtacak tır. Bilecik?.. Hayır, il merkezimizin adını taşıyan bu istasyondan şehrimizi göremezsiniz! O, yukarılarda, bir kartal yuvası gibi, tepelerin üzerindedir. Tarihi, bir kitap gibi önüne açmış; Osman Gazi’nin surlara doludizgin atılışını, Orhan Gazi’nin minare minare gönül adamlığını, Kurtuluş Savaşı’nın yangın yerini seyretmektedir. Bir eliyle de çağa sım sıkı yapışmış, gün gün çoğalan fabrika bacalarına adını öğretmektedir (…)

 

 

 

 

TARIK BUĞRA- OSMANCIK

“Bilecik üzerine gazâ idi onların istedikleri.

Çünkü Bilecik çok zengindir, ve onun kadar önemlisi, Bilecik tekfürü yıllardan beri, bütün soy için, br onur ve gurur beresidir. Ona yıllardan beri -ve işte bu yıl da- götürülen armağanlar bir çeşit vergi, hattâ, bir çeşit bactır. Artık bundan kurtulmak istiyor ve buna yetecek gücü de Osman beğde görüyorlar.

Ve, asıl önemlisi, Osman beğ Bilecik’e yürürse, bütün boylar -öyle Kulaca’da, Aydos’ta olduğu gibi göstermelik güçlerle değil- bütün eli kılıç tutanlarıyla buyruğuna girecektir.

(...) Her şeyden önce Bilecik, Konya’nın dostudur ve gariplik yıllarında Kayı’nın da -, öteki boyların da mallarını Çavdar ve İnegöl çapulcularından emin tutmuştur. Bu yüzdende, Osman beğ ilk saldıran olup iyilik kadri bilmez, nankör sayılmak istememektedir.

İkincisi, geniş bölgedeki en güçlü tekfürlük Bilecik’tir. Bilecik düşürülünce öteki tekfürler endişelenecek, aralarındaki çekemezlikleri, anlaşmazlıkları, dargınlıkları bir yana koyup Türklere karşı birleşecek, en azından kalesiz, hisarsız ve dağınık, birbirinden uzak Türk köylerini yok edeceklerdir.

Üçüncüsü, Bilecik içerdedir; çevrilmeye açıktır; Türk’e yol açmaz, aksine açılacak ve açılması gereken yolların kapatılmasına sebep olur.”