/ Artvin

 

Geçmişte Çoroksi, Çorok, Kollehis ve Klarceti, Osmanlı Döneminde ise Livane olarak bilinen Artvin’in bu ismini nereden aldığı ve hangi tarihten itibaren kullanıldığı tam olarak bilinmemektedir. İlk adları Çoruh Irmağı ile ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

 

Artvin’in tarihsel geçmişi Şavşat’ın Meşeli ve Yusufeli’nin Demirköy yakınlarında bulunan bakır baltalara dayandırılarak M.Ö. 3000’li yıllara “Tunç Çağı” na indirgenmektedir. M.Ö.4. Yüzyılda bölgeden geçen Ksenophon’a göre Artvin ve çevresinde Kolkhlar, Makaronlar ve Taoklar gibi birçok kavimlerin yaşadığı doğrulanmaktadır. M.Ö.1.yy'da yaşayan Çoğrafyacı Strabon Roma’nın Anadolu’daki hakimiyeti sırasında Artvin ve yöresinin yerel krallıklar hakimiyetinde olduğunu belirtmektedir. Bundan sonra Aksaklı ve Sasan yönetiminde kalan Artvin, Ortaçağ dönemi ile birlikte Bizans’ın himayesinde Bagratlı Krallığı’nın yönetiminde kalmıştır. 1015 tarihi itibari ile başlayan Selçuklu Seferleri 12.yy'da Saltuklularla pekiştirilmeye çalışılmıştır. Moğol istilasının ardından İlhanlılar’ın kontrolünde Çıldır Atabeklerinin yönetiminde Timur, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi gibi Türk devletlerinin himayesinde bulunmuştur.

 

Yavuz Sultan Selim zamanında başlayan Osmanlı Egemenliği, Kanuni Sultan Süleyman dönemi Erzurum Beylerinden İskender Paşa’nın 1551’de Atabekler’in başkenti durumundaki Ardanuç Kalesini fethetmesi ile tamamlanmıştır. Osmanlı döneminde Hopa ve Borçka; Trabzon’a, Artvin, Ardanuç ve Yusufeli; merkezi Ahıska olan Çıldır Eyaleti’ne bağlı olarak yönetilmiştir. 1828’de Osmanlılar’ın Ruslar’a yenilmesi sonucu Çıldır kaybedilince buraya bağlı birimler Erzurum Eyaleti’ne dahil edilmiştir. 1877-1878 Savaşı sonucunda 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastafanos Anlaşması gereği o zaman Batum Liva’sına bağlı Artvin, Ardanuç, Borçka, Şavşat ve Hopa’nın Kemalpaşa bucağı savaş tazminatı olarak Ruslar’a terkedilmiştir. 3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması gereğince Ruslar Artvin topraklarından çekilmişlerdir. Peşine İngilizler’in ve Gürcüler’in geçici işgalleri olmuşsa da T.B.M.M.’nin girişimleri sonucu 23 Şubat 1921’de Artvin Anavatana kavuşmuştur. 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması ile bu durum kesinlik kazanmıştır.

 

7 temmuz 1921’de sancak olarak kurulan Artvin, 24 Nisan 1924’de İl’e dönüşmüştür.

 

KAYNAK: https://artvin.ktb.gov.tr

 

 

 

 

 

 

 

ÜLKÜ ÖNAL-ARTVİN MUHACİRLİK HATIRALARI

(...)

1914 de muhacirliğe giden birçok Ardanuçlu gibi benim atalarım da Yusufeli’nin bilinmeyen bir yerlerinde kefensiz yatmaktadırlar. Rahmetli Âdem dedem hep anlattırdı. Babası, Oşnak (Köprügören) köyünde konakladıkları zaman hastalanmış ölmüş. Çok zor şartlarda gömmüşler. Mezrada suyun yanında çamlıkta derdi. Babasının gidip mezarını bulmak istediğini söylerdi. O zaman bize muhacirlik masal gibi geldiği için dedemin bu arzusunu yerine getiremediğim için vicdan azabı çekmekteyim.

Muhacirlik anılarını çalışmaya başladığımda zorunlu göçün insanlar için ne kadar acı olduğunu, nasıl travmalar yaşandığını anladım. Dedemin babası Şamil dedemin mezarını bulmak için 2004 yılında Köprügören köyüne gittim. Muhtar fazla ilgi göstermedi. Köylüler oradan muhacirlerin geçtiğini bile bilmiyorlardı. Beni dedesinin altınlarını arayan biri olarak düşünmüş olabilirler. (...) Öğretmen beni beylerin oturduğu konağa götürdü. Sülalerinin Ahıska’dan geldiğini söyleyen Yarlıoğullarıyla tanıştım. Bu aileden Erzurum kongresine katılan Ahmet Bey'in olduğunu Halit Özdemir’in Artvin Tarihi kitabında okudum. Göç nedeniyle Artvin’in bir çok köyü boşalmışken bu köyü çok hareketli gördüm. Bir kalesi vardı.(...)

Muhacirlik Ardanuç’ta Kasım-Aralık ayında başlamış yaya patika yollardan Osmanlı topraklarına kendilerini atmışlar. Çoruh’u karşıya halatla geçmişler. ”

 

 

 

 

TAMARA SÖYLENCESİ

Yusufeli’nin kale ve kilise zengini bir memleket oluşu nedeniyle doğal olarak kaleler ve kiliseler üzerine çokça efsane ve söylence anlatılır. Bu efsane ve söylencelerin bir kısmında Tamara adlı bir Gürcü kızından bahsedilir. Tamara’nın ünvanı genellikle söylenmeyip, “Gürcü kızı” diye bahsedilmekle birlikte kimi söylencelerde “Kraliçe Tamara” olarak anılmaktadır. Söylencelerdeki Tamara’nın tarifi hemen hemen aynıdır: Tamara’nın, herkesi kendisine hayran edecek bir güzelliği, upuzun ve siyah saçları, altından saç bağları vardır. Parh (Balcılı) köyündeki Savriyet su kanalını, Dörtkilise (Tekkale) köyündeki ünlü Gürcü kilisesini ve yine bir Gürcü kilisesi olan Parhal Kilisesi'ni bu Gürcü kızı Tamara’nın yaptırdığı rivayet edilir. Ş. Karasüleymanoğlu'nun derlemelerinde ise bunlardan başka İşhan Kilisesi'ni ve Öşvank Kilisesini de yine Tamara’nın yaptırmış olduğu söylenir. Tekkale köyünden derlenen rivayetlerde, “Tamara’nın, altın saç bağlarını satarak Tekkale Kilisesi'ni yaptırdığı” anlatılır. Balcılı ve Altıparmak yöresinden derlenen, Savriyet su kanalı üzerine olan rivayetlerde ise, “Savriyet su kanalının inşası sırasında Tamara’nın parası bittiği için o güzelim saçlarını kesip satmak zorunda kaldığı ve bu parayla su kanalının inşasını bitirebildiği” anlatılır. Ş. Karasüleymanoğlu'nun yukarda aktarılan “Parhal ve Balcılı Köyü Efsanesi” derlemelerinde ayrıca, “Tamara’nın bu fedakârlığına karşılık, ona âşık olan birkaç köylü gencin Tamara’ya evlenme teklif etme cüretinde bulunması üzerine sinirlenen Tamara’nın köylülere beddua ettiği; bu yüzden de her kış, köylünün bahçe duvarlarının yıkıldığı” aktarılır...