/ Amasya

 

Yeşilırmak vadisi Harşena Dağı eteklerine kurulan Amasya, 7 bin yılın üzerindeki eski tarihi boyunca bilim adamları, sanatkarlar, şairler yetiştirmiş, Osmanlı şehzadelerinin eğitim gördüğü, Dünyanın en güzel Misket elması, kirazı, şeftalisi ve bamyasının üretildiği, gezip görülecek pek çok tarihi ve doğal güzelliği bulunan ilginç bir şehirdir.

Milli Mücadelenin temellerinin atıldığı Kurtuluş savaşının ilk önemli adımını teşkil eden Amasya Genelge’sinin 22 Haziran 1919’da okunduğu kent, krallık başkentliği yapmış tarihi ve doğal güzellikleriyle önemli şehirlerimizden biridir.

 

KAYNAK: http://amasya.bel.tr

 

 

 

 

 

FERHAT İLE ŞİRİN SÖYLENCESİ

Amasya, Anadolu şehirlerinin en güzellerindendir. Yeşilırmak, Amasya’nın koynuna girdiğinde ondan ayrılma mak için yavaşlar, ayrılmaya yakın kol kol olup kucaklar onu. Yeşilırmak, Amasya’dan ayrılmak zorundadır. Deniz çağırır, çünkü. Bu yüzden, sevgiliden ayrılacak delikanlı hırçınlığıyla taşar sık sık. Onu kuşatan dağların eteğine vurur kendini. Bin yıllardır onu gözetleyen mağaraların güneşle ışıldayan bakışlarını örtmek ister. Amasya, kadınca bir sabırla boyun eğer gi bidir Yeşilırmak’ın hırçınlıklarına. Kimi zaman elma çiçekleri nin rengiyle, kimi zaman iğde çiçeklerinin kokusuyla karşılar onu... Zümrüdün, zebercedin ve adı bilinmez nice yeşil renkli cevherin ışıltısını arar sularında. Çünkü bu ırmak, çok zaman kan olup akmıştır.

Amasya, sarp güzelliğiyle insanları çekmiştir. İsa doğmadan üç bin yıl önce yöresine gelenlerin izleri durur. Ve adı, kurulduğun dan bu yana hemen hemen hiç değişmemiştir: Amasit, Amaseia, Amasie, Amesia, Amasya... Amasya, adını kimi zaman egemenle rine vermiştir. Ermeni Kralı Emasyus’un, Mısır krallarından Amesis’in, Danişment Sultanı Melik Danişment Ahmet Gazi'nin eşi Emasiye Hatun’un, adını ondan aldığı söylenir. Kendine ad olarak neden Amasya’yı seçtiği ise söylencelere karışır. Bu söy lencelerin en güzellerinden biri, kente adını verenlerin savaşçı kadınlar, Amasitler (Amazonlar) olduğudur.

(…)

Ferhat, nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlıdır. Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.

Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ Şehir’e suyu getir, Şirin’i vereyim” der. Der demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir.

Ferhat’ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde.

Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin’in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat’ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN!” seslenişleri yankılanır kayalarda.

Ferhat’ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat’ın yanına.

Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de kara çalı çıkarmış. iki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için.