/ Adana

M.Ö. 1900 Luvi Kralligi (Hititlerin bir kolu), M.Ö. 1500-1333 Arzava Kralligi (Hititlerden ayri dogu kökenli bir grup), M.Ö. 1900-1200 Hitit Kralligi, M.Ö. 1190-713 Kue Kralligi (Frigler), M.Ö. 713-660 Asur Kralligi, M.Ö. 663-612 Kilikya Kralligi, M.Ö. 612-333 Pers Satrapligi, M.Ö. 333-323 Helenistik dönemi, M.Ö. 312-1333 Selökidler, M.Ö. 178-112 Karsunlar dönemi, M.Ö. 395-638 Bizanslilar ve M.S. 638 Islam devri sirasiyla Ermeni Kralligi, Misir Türk Memluklulari, Ramazanogullari Osmanlilar, Fransizlar tarafindan isgal edilen Adana 5 Ocak 1922'de kurtarilmistir. Böylece tarih boyunca on ayri ve büyük medeniyete, 18 ayri siyasi yapilasmaya sahit olmustur.

 

Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin deltasinda verimli sulak arazide kurulu Adana'nin tarihi, cografi konumu nedeni ile M.Ö. 6000 yillarina uzanmaktadir. Adana, Antik Kilikya Bölgesinin en önemli sehirlerinden birisidir. Hititler’den Osmanli’ya, gelmis geçmis birçok medeniyetlerin besigidir. Adini Yunan mitolojisine göre Gök tanrisi Uranus’un oglu Adanus’dan almistir. Toroslardan ovada genis kivrimlar yaparak Akdeniz’e dökülen Seyhan (Sarus)nehrinin kiyilarinda kurumustur. Adana’nin merkezinde bulunan Tepebag höyügü, Insan oglunun yerlesik hayata geçtigi neolitik döneme aittir. Tarihi M.Ö.6000 lere kadar dayanan Dünyanin en eski yerlesim birimlerinden birisidir. Adana Kiznuwatna Kralligi’nin Merkezi iken M.Ö.1350 lerde Hitit Federasyonuna dahil olmustur. M.Ö. 9.yy.da Asurlular’in M.Ö. 7.yy.da Iranlilarin eline geçmistir. M.Ö. 333’ de Büyük Iskender ve ordusuna ev sahipligi yapan Adana, Issos savasindan sonra Makedonyalilar’in , Iskender’in ölümünden sonra da Selefkiler’in eline geçmistir.

 

M.Ö. 1. yy. da Bölgede Eyalet valisi olarak görev yapan ünlü Hatip Çiçeron zamaninda Roma devletinin hakimiyetine giren Adana, Dogu Roma’nin en büyük ticaret merkezi olmustur. M.S. 260’da Sasaniler’in, M.S. 4. yy. da Bizanslilar’in, 8. yy. da Abbasilerin, 10, yy, yine Bizanslilar’in, 11. yy. da Selçuklular’in, 12. yy. da Ermeniler’in, 14.yy.da da Memlüklüler’in eline geçerek tamamen Türklerin olmustur.

 

Türk Memlük Devleti zamaninda Orta Asya’dan Çukurova’ya gelen Türkler, bu verimli ve sulak topraklar üzerine yepyeni bir medeniyet kurulmasinda öncülük etmislerdir. Pyramos nehrinin adi Ceyhan, Sarus nehrinin adi ise Seyhan olmustur.


Adana’da 1352 yilinda kurulan Ramazanoglu beyligi 1517 yilina kadar devam etmistir. Bu tarihte, Misir seferine giden padisah Yavuz Sultan Selim, Adana’yi Osmanli Imparatorluguna baglamistir. 1535 yilinda dogu seferine çikan Kanuni Sultan Süleyman’a, 1638’de Bagdet seferine çikan padisah lV. Murat’a,1833’de Osmanli devletine bas kaldiran Misir valisinin oglu Ibrahim Pasa’ya ve ordusuna ev sahipligi yapmistir.

 

I.Dünya Savasinin bitis tarihi olan 1918’de Türkler için yen bir mücadele baslamistir.

 

31 Ekim 1918’de Adana’ya gelerek Alman maresali LIMAN Von Sanders’den Yildirim Ordulari Komutanligi’ni devralan Mustafa Kemal , “Savas, müttefikler için bitmis olabilir; Ama bizi ilgilendiren savas, kendi istikbalimizin savasi, ancak simdi basliyor” diyerek, Adana’da Kurtulus savasinin ilk isaretini vermistir. Bu sirada düsman kuvvetleri Adana ve yöresini isgal etmeye baslamilardir. Amaçlari, Avrupa devletlerine destek veren bir Ermeni devleti kurmaktir. 1918-1919 yillarinda, isgalciler, Adana’da zulüm ve iskence uygulamislardir. Bunca baskiya dayanamayan Adanalilar örgütlenerek “Kilikya Milli Kuvvetler Teskilati”ni kurmuslardir.

 

5 Agustos 1920’de Mustafa Kemal, Fevzi Bey (Çakmak) ve milletvekilleri Pozanti’ya gelerek burayi il merkezi haline getirmisler ve Pozanti kongresini yapmislardir. 1920 Kasim ayinda Fransizlar yenilgiye ugramislar ve Fransiz Hükümeti, T.B.M.M. Hükümeti’ni resmen tanimistir. 20 Ekim 1921’de Fransizlar’la “Ankara Antlasmasi” imzalanmistir. Bu antlasmaya uygun olarak 5 Ocak 1922’de Fransizlar, Çukurova’dan tamamen ayrilmislardir. Bu tarihten itibaren il merkezi tekrar Adana’ya tasinmistir.

 

KAYNAK:  https://adana.ktb.gov.tr

 

 

Lorem Ipsum, dizgi ve baskı endüstrisinde kullanılan mıgır metinlerdir. Lorem Ipsum, adı bilinmeyen bir matbaacının bir hurufat numune kitabı oluşturmak üzere bir yazı galerisini alarak karıştırdığı 1500'lerden beri endüstri standardı sahte metinler olarak kullanılmıştır. Beşyüz yıl boyunca varlığını sürdürmekle kalmamış, aynı zamanda pek değişmeden elektronik dizgiye de sıçramıştır. 1960'larda Lorem Ipsum pasajları da içeren Letraset yapraklarının yayınlanması ile ve yakın zamanda Aldus PageMaker gibi Lorem Ipsum sürümleri içeren masaüstü yayıncılık yazılımları ile popüler olmuştur.

Yol Tarifi Al

Lorem Ipsum, dizgi ve baskı endüstrisinde kullanılan mıgır metinlerdir. Lorem Ipsum, adı bilinmeyen bir matbaacının bir hurufat numune kitabı oluşturmak üzere bir yazı galerisini alarak karıştırdığı 1500'lerden beri endüstri standardı sahte metinler olarak kullanılmıştır. Beşyüz yıl boyunca varlığını sürdürmekle kalmamış, aynı zamanda pek değişmeden elektronik dizgiye de sıçramıştır. 1960'larda Lorem Ipsum pasajları da içeren Letraset yapraklarının yayınlanması ile ve yakın zamanda Aldus PageMaker gibi Lorem Ipsum sürümleri içeren masaüstü yayıncılık yazılımları ile popüler olmuştur.

Yol Tarifi Al

 

 

 

ORHAN KEMAL-BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE

Kalekapısındaki ırgat pazarı, sabahın çok erken saatlerinden beri omuz omuzaydı. Çukurova’nın bereketli topraklarını çapa

lıyan, patozlarında durup dinlenmeden, yorulup usanmadan didinen binlerce insan, beş buçuk günlük müthiş yorgunluğun karşılığını bekleşiyorlardı. Kuruyup kararmış yüzleri, patlamış dudakları, kırk yamalı paramparça üstbaşları... ama gözlerinde hiçbir zaman sönmeyen pırıl pırıl umutlarıyla bekleşiyor, daha doğrusu, çiğ güneşin altında boyuna kımıldayıp uğuldayan omuz omuza bir kalabalık, tek istek, tek umut, çokluk da tek öfke halinde bekleşiyordu. Bekleşenler yalnız ırgatlar değildi. Irgatların sırtından sebeplenip, ev geçindirecek yığınla esnaf da bekleşiyordu. Ayrancı, limonatacı, aşlama denilen meyankökü şerbetçileri, gezgin köfteciler, eski üstbaş satıcıları, yankesiciler, üç kâatçılar, hattâ orospular... Saatler geçiyordu. Tam tepeden vuran kızgın güneşin alabildiğine yaktığı insanlar terden sırılsıklamdılar; haftalıklarını getirecek ırgatbaşıları bekleşiyorladı. Beş buçuk gün, bereketli toprakları fırına çeviren güneşin altında koşar adım iş görmek kadar yorucu bir şeydi para almak. Çünkü toprak sahipleri, başlayacak yeni haftanın ırgadını bulmadan, çalışmış ırgatlara para vermezlerdi. Bekleşiliyordu onun için. Sabırla, kinle, homurtuyla bekleşiliyordu!

 

 

 

 

KARACAOĞLAN-ÇUKUROVA

 

Çukurova bayramlığın giyerken,

Çıplaklığın üzerinden soyarken,

 Şubat ayı kış yelini kovarken,

Cennet dense sana yakışır dağlar.

 

Ağacımız yapraklarla donanır,

Taşlarımız bir birliğe inanır,

Hep çiçekler bağrınızda gönenir,

 Pınarınız çağlar, akışır dağlar.

 

Rüzgâr eser, dallarınız atışır,

Kuşlarınız birbiriyle ötüşür,

Ören yerler bu bayramdan pek üşür,

Sümbül niçin yaslı bakışır dağlar.

 

Karac’oğlan, size bakar sevinir;

Sevinirken kalbi yanar, göyünür;

Kımıldanır hep dertlerim, devinir;

 Yas ile sevincim yıkışır dağlar.

 

 

 

 

YILMAZ GÜNEY-BOYNU BÜKÜK ÖLDÜLER

Bu öküz arabasının yağsız tekerlek gıcırtıları da olmasa, beyaz boyalı hıltanlarla1, ay ışığına bulanmış toprak yolun, kendi havaları içinde usul usul sallanan yorgun dikenlerin, bozguna uğramış bu pamuk tarlalarının yarattığı görüntü, gizemli bir korku verecekti Halil’e. Yerle gök arasına sığınmış tıkırtılı bir yalnızlık gecesinde, gözün görebildiğince uzayan, uzadıkça da karaltılara dönüşen tarlalarda, korkuyla karışık bir masal tadı, uzak bir türkünün burukluğu vardı. Tıkırtılar, çoktandır özlenen ninniler gibi, bir türkünün ezgisi oluyordu kulağında. Toprağın kokusu, yaprağın kokusu, otların kokusu, yelin sessiz ve yumuşak okşayışlarıyla benliğine doluyordu. Çünkü, Yüreğir toprağını içine alan, aydınlık, gümüşlü bir gecedir. Her varlık kendi görüntüsü içinde sürdürdüğü yaşantısını, bu yalnızlık gecesinde, bütün yalınlığıyla, bütün yumuşaklığıyla, bütün duyarlığıyla ortalığa serpelemektedir. Kokuları, burcu burcu esen serin bir yelin akıntısında çok uzak ülkelere, çok uzak gönüllere yayılmaktadır. Her koku, her renk, her görüntü, geçmişin hüzün dolu tellerinden birini vurur. Taa derinden bir sızı duyulur. Geçmiş, eskimiş bir sürenin akılda kalan kırıntıları canlanır. Yaşanmış anlar, yaşanılana buruk bir tat katar. Yaşamak, geçmişin sevinciyle beslenip bir derinlik, bir ayrıcalık kazanır. Yeryüzünde, çocuk şarkılarının tadını, çocuk şarkılarının umudunu taşıyan bir gece yaşar çünkü.

Yüreğir ovasında, insanlara, atlara, öküzlere ve kuşlara dost, toprağa dost, gökyüzüne dost, devedikenlerine dost bir gece yaşar.

 

 

 

 

YAŞAR KEMAL-ÇUKUROVA YANA YANA

Çukurovalı toprağına çok inanır. O kadar ki, “taş eksen boy verir,” derler. Taş ekmişler mi bitsin diye, ekmemişler mi bilmem ama, inanırlar. Toprak bire otuz, bire kırk, bire elli verir. Çeltik bire yüz verir. Susam bire beş yüz verir. Darı bire on verir. Altın mı, al bir avuç toprak işte sana altın. Dün de böyleydi, bugün de.

Çukurova’nın her zaman büyük dertleri olmuştur. Büyük başın büyük derdi olduğu gibi.

Çukurova’da, gene halkın zevkle söylediği bir lâf vardır:

— “Seyhan Ceyhan böyle akar, biz de alık alık bakarız.”

Seyhan’dan Ceyhan’dan hiç faydalanılmıyor. Bu iki suyun Çukurova’ya yalnız zararı oluyor. Çukurovalı’nın içinde bir dert bu.

Çukurova’da bitmiyen çiçek, bitmiyen ekin, bitmiyen sebze, bitmiyen bitki var mı? Olur mu? Olsa bile Çukurovalı buna inanmaz.

İstersen Çukurova’yı tepeden tırnağa nar ağacıyla donatabilirsin. Çukurova düzlüğü baştan başa al al dalgalanır. Arı sesi doldurur Çukurova’yı, istersen sarı gözlü nergisle, istersen mavi mavi çiçekli yarpuzla, limonla, portakalla donatabilirsin. Çukurova büyük bir bahçedir. Şimdi ak ak pamuklar. Şimdi bir bulut yığını Çukurova toprağı... Bir yanına sarının, sarı ekinin pırıltısı çökmüş. Bulutun dört bir yanı sırmalanmış gibi. Ak bulut pamuk tarlasının yanında, sarı pırıltılı ekin tarlaları sırma misali... Güneş yaldızlar ya bulutları, işte öyle.

Misis’te bir köprü... Bu köprü Ceyhan üstündedir. Romalılardan kalma olduğunu söylerler. Köprünün öteki ucunda eskiden kalma hanlar, hamamlar. Kimi Roma, kimi Selçuk diyor. Köprüden, Mısır’a giderken, Yavuz Selim geçmiş. Bu, belli. Biliniyor.